1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
21
Okunma
Bir çuvalın içine sığar mıydı bir evladın heybeti?Sığdırdılar...
Ardında bırakıp kapkara bir ihaneti,O sessiz, o kimsesiz geceye fırlattılar.
Ne göğün mavisini bıraktılar, ne sönmeyen rüyayı;
Bir çuvalın içine sığdırdılar koca bir dünyayı.
Yüreği yanan anaların avucuna döküldü hüzün,
Gözlerde donup kaldı o son, o darmadağın yüzün.
Yukarıda beton, aşağıda kör karanlık,
Dünya denen düzende o kahredici anlık,
Bir ömre bedeldi son dokunuşun;
Bin yıllık hasrete dönüştü suskun bakışın.
Hamal bile elini sürmedi, utandı nankörlükten,
Yüzünü yana çevirdi şehir, sustu derinden.
İnsanlık o parçalanmış ömrü görünce,
Vicdanının enkazı altında kaldı sessizce.
Parça parçaydı sevdan, parça parçaydı ömrün;
Külü göğe savruldu o dumanlı günün.
Şimdi hangi nehir temizler bu şehrin pasını?
Hangi musalla kaldırır feryatsız yasını?
Görünce o paramparça, o dilsiz ömrü,Yürek dediğin kömür oldu, gece gündüz söndü.
Zincir vurulsa da, susturulmak istense de sesin,
Zulmün duvarlarını aşan bir yankıydı nefesin.
Seni o çuvaldan çıkarıp yüreğime gömdüm ben,
Hesabın mahşere kalmasın diye döküldün kalemimden.
Sen artık bir nokta değilsin, sığmazsın fani âleme;
Adın kazındı ebediyen direnenlerin kalbine.
Bir çuvala sığdırdılar bedenini belki,
Ama sığdıramadılar o mağrur düşlerini.
Gölgeni bıraktın ya bize,
Gölgen bile şereftir bu yeryüzüne...
Ve bazı evlatlar, bilirsin, ölmez;
Halkının hafızasında yaşar, asla tükenmez.
Alper KARAÇOBAN
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.