1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
34
Okunma
Gözlerin söyleyemediğini, yüreğin sakladığını
Bu dilsiz vedada hece hece okuyorum.
Sustuğun yer kadar uzağım belki;
Ama özlediğin yer kadar, tam kalbindeyim.
Bir fırtına koptu kopacak içimde,
Sana varamayan rüzgârlar gibi yorgun, sessizce...
Şimdi hangi cümleyi ayağa kaldırsam,
Adı sen oluyor, yarım kalıyor.
Bir vedanın gölgesi düşmüş aramıza;
Ne gitmek mümkün ne de olduğu yerde kalmak.
Biz seninle aynı suskunlukta buluşan,
Ayrı dillerde aynı acıyı konuşan iki mısrayız.
Varsın kelimeler çekilsin aradan;
Biz bu dilsiz gecede, birbirimize emanetiz.
Zaman, ikimizin arasına ince bir cam çekti;
Ne ses geçebildi ardından ne de nefes.
Aynı gökyüzüne baktık yıllarca belki;
Birimiz "yıldız" dedi, öteki umut gördü.
Bir eksiklik değildi içimde taşıdığım;
Adını koyamadığım uzun bir yankıydı.
Ne unutuşa razı geldi ne hatırlanmaya;
Sessizliğin bile söylemeye çekindiği, sendin.
Adını anmıyorum artık,
Ama her sessizlik seni kendi diliyle söylüyor.
Yokluğun, duvara düşmeyen bir gölge gibi
Hep benimle yürüyor.
İnsan bazen kendi sesine bile yabancı kalıyor;
İçinde kırılan zamanı kimseye anlatamıyor.
Ben de senden kalan o görünmez eşiğin önünde;
Geçmiyorum, beklemiyorum, sadece eksiliyorum.
Bir gün rastlarsan bana,
Sakın eski hâlimi arama.
Çünkü senden sonra içimde yer değiştirdi mevsimler;
Takvim aynı kaldı, ömür başka zamana geçti.
Şimdi susmak, sana yazılmış en uzun mektubum;
Hiç açılmayacak bir zarf gibi taşıyorum içimde.
Ne izi dağılıyor ne de adresi siliniyor;
Yalnızca yıllar, kâğıdını yavaşça sarartıyor.
Ve anladım...
Bazı vedalar kapı çarpmaz, iz bırakır.
İnsan en çok da ses çıkarmadan gidenin ardından,
Kendi içinde uzun süre eve dönemez.BEKLER...
Alper KARAÇOBAN
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.