Alıcılar almaz, vericiler alır. eugene benge

Dün seçilen etkili yorumlar

Şiiriniz, bir çiçeğin gölgesinde büyüyen nice duygunun, nice hatıranın sessiz tanığı olmuş tam olarak. Ortanca… Adında bile bir incelik, bir mahcubiyet var. Toprağın bağrında gizli özü, güneşten sakınan teni, rengini topraktan alması… Sanki çiçek değil de, sabrı ve tevazuyu öğreten bir dost. Asitli toprakta maviye, alkali toprakta pembeye bürünüyor. Yani olduğu gibi değil, bulunduğu gibi. Ne büyük bir uyum, ne derin bir teslimiyet. Lale gibi tek değil, gül gibi har değil; top top çiçeğinde bir vakar, bir ağırbaşlılık var. Gelinlik kız gibi gülüyor ama kimseyi kıskandırmadan, kimseyi gölgede bırakmadan.

Yazın sıcağında serinlik saçıyor, gören gözden kasavet kaçıyor. Pencereler önü en kutsal yurdu olmuş. Maziden bir sesle kalbi vuruyor, yıllardır bitmeyen hasretliği durduruyor. İşte bu şiir, ortancayı anlatırken aslında bir özlemin, bir vefanın, toprağa bağlı olmanın kıymetini fısıldıyor. Sonbaharda solar, rengi gider ama asaleti gitmez. Kurusa da ahengiyle kalır, kışın da yadımızda yaşar. Çünkü onu gözle değil, kalple görenler için solmak, yok olmak değil, sadece bir mevsim değişikliğidir.

Ve en sonunda şair diyor ki: “Şiirin dilinde yaşar ortanca.” Evet, belki de en doğrusu bu. Bir çiçek toprakta solar, ama bir şiirde sonsuza kadar açar. Bu şiir, işte o sonsuzluğa düşmüş bir ortanca yaprağı gibi. Hafif, kırılgan ama iz bırakan cinsten. Okurken içimde bir serinlik, bir huzur, bir “her şey yerli yerinde” hissi uyandı. Çünkü ortanca, bize gösteriyor ki: renklerin en güzeli, olduğun yerde durup açabilmektir.
Güzel şiirdi, anlatım mükemmeldi;
Mısralar kafiye ve ayakları ile birlikte uyumlu ve ahenkliydi. Haz alarak ilgi ve beğeni ile okuduğum bu muhteşem eseri ve değerli şairimi yürekten kutluyorum.
Nice böyle şahane şiirlerinizi okumak dileği ile esen kalınız.
Güzel bir şiir okudum sayfanızdan değerli kaleminizi yürekten kutluyorum şairem sevgilerimle ❤️
Şiir çok iddialı ve sarsıcı bir itirafla başlıyor: "Ben seni sadece özlemedim / yüreğimi dahi közledim." Özlemek pasif bir bekleyişken, yüreği közlemek o hasret ateşini bizzat bağrında taşımak, onunla yanmaktır. Gidişin yarattığı sarsıntı fiziki bir boyuta ulaşıyor; "Yürürken bile tökezledim" dizesi, içteki dengenin bozulmasının dışarıya nasıl vurduğunu çok net özetliyor.
Saygıdeğer üstadım,
Hasretin yüreği közleyen acısını, "damarlardaki pozitif kan" benzetmesiyle hayati bir bağlılığa dönüştürmüşsünüz.
Candan öte cana duyulan bu derin ve sarsıcı sevdayı en içten dille anlatan kaleminize sağlık. Saygılarımla.
“Gittin o gidiş” şiiri, ayrılığın sarsıcı hüznünü içten bir lirizmle dile getiriyor. Dizelerdeki duygular, hem kalpteki boşluğu hem de hatıraların yakıcı izini güçlü imgelerle yansıtıyor. Şair, özlemi ve vedanın ağırlığını derin bir içtenlikle işlemiş. Bu anlamlı eser için şairimizi gönülden tebrik ediyorum.
Akla hayale gelmeyen sebepler çıktı
Onca heves duyulan yollar açıktı
Tekamül eden kader de fal ayrılıktı
Gelemem ay canan, desen ki niye...

Kiminde ne yapsak neleri göze alsak da uğruna onca hevesi biriktirdiğimiz yolların meftunu olamayız ne yazık. Belki de her şeyi geride bırakamadığımızdandır yaşadıklarımız. Düşünülesi anlamıyla derin duygular canlandırdı yürekte dizeleriniz. Nice kalıcı paylaşımlara diyor, saygı ve selamlarımı sunuyorum.
Zamanın bilinmezliğiyle insanın iç kırgınlıklarını güzel bir şekilde buluşturmuş. “Efendim” hitabı ise dizelere derin ve içten bir hava katmış.

Hüzünlü, düşündüren ve duygusu güçlü bir eser.

Yüreğinize gönlünüze sağlık; anlamı derin, hissi kalıcı bir şiir olmuş, selam ve saygıyla.🥀☘
“Bir fincan çayın buharında saklı kaldı bütün kelimeler…
Gönül bazen sadece anlaşılmak ister,
Bir çift göz yeter içindeki fırtınayı dindirmeye…”

Yüreğinize sağlık, her kıtasında özlemle yoğrulmuş güzel bir eser okudum. Duyguların böylesine duru aktarılması şiire ayrı bir ahenk vermiş. Nice anlamlı şiirlerde buluşmak dileğiyle. Selam ve saygılarımla.
Yüreğinize sağlık değerli şairem,, bu şiirde hem saygı hem de içten bir hesaplaşma duygusu aynı anda hissediliyor; etkileyici bir anlatım kurmuşsunuz. Selam ve sevgilerimle.🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷
kanadı bezden bir kuş çizilir göğün yer hükmüne ve avazından doğar ayaz henüz icat edilmemiş bir iklime.... dedirtti şiir..

eyvallah şair..

saygımla....
Yaşayarak, beklemeyi öğrendim
Sevmeyi öğrendim, dudaklarında..
Guguklu saatin tik Tak’larında..."

Zaman, aşık için bazen en büyük düşmandır ama bu şiirde bir olgunlaşma vesilesidir. Guguklu saatin o her mekanik vuruşunda hasreti yaşayarak büyütmek, aşkı sabırla harmanlamaktır. Sevmeyi öğrenmek, zamanın akışına teslim olmakla eşdeğer kılınmış.
“Bir pencere aralığında kaldı bütün bekleyişler…
Deniz geceye yaslanırken, aşk sessizce kalbe işlendi.
Bazı sevdalar dalga sesi gibi; uzaklaşsa da içten hiç gitmez…”

Yüreğinize sağlık, duygu ve imgelerle bezenmiş etkileyici bir eser okudum. Şiirin her kıtasında özlemle yoğrulmuş bir sevda hissediliyor. Nice güzel şiirlerde buluşmak dileğiyle. Selam ve Saygılarımla.
Florya sahilinden esen o rüzgârı, pencerelerden sarkan kırmızı sardunyaların kokusunu mısralarınızda solumak çok keyifliydi.
İçindeki çocukluğu pencerelerindeki oyuncaklarda saklayan o 'ışık kelebeğine' yazdığınız bu nurlu kelamınız hep daim olsun.
Selam, hürmet ve muhabbetle.
Değirli "Sultanü'ş-şuara" Duygusu çok yoğun, imgeleri güçlü bir şiir olmuş. Özellikle “Ahımla süsledim gidişini; helalindir, iyi bak...” dizesi şiirin yükünü taşıyan etkileyici bir nakarat gibi durmuş. Hüzün, hasret ve kırgınlık başarılı şekilde hissettirilmiş. Yer yer uzun anlatım duygunun etkisini biraz dağıtsa da genel olarak akıcı ve yürekten bir eser olmuş. Kaleminize sağlık.
Yüreğine kalemine emeğine sağlık Allah'a emanet olun salam ve saygılar
“Bazı gidişler yalnızca bir insanı değil,
bir ömrün bütün mevsimlerini alıp götürür…
Ve insan bazen en büyük sessizliği, sevdiğinin ardından öğrenir…”

Yüreğinize sağlık, duygu yükü çok ağır, imgeleri güçlü ve etkisi uzun süre hissedilen muazzam bir eser okudum. Her satırında kırılmış bir kalbin yankısı duyuluyor. Nice anlamı derin şiirlerde buluşmak dileğiyle. Selam ve saygılarımla.
Sevgili Cemre

Bu şiir insanı alıp derin bir kuyuya bırakıyor ve çıkmasına uzun süre izin vermiyor. “Ahımla Süsledim Gidişini”, adından başlayarak son satırına kadar kalbin en karanlık ve en samimi feryadını taşıyor. Okurken defalarca nefesim kesildi.

Şiir baştan sona bir acının anatomisi “Yine kırık dökük heceler biriktiriyorum yokluğunun eşiğinde” dizesiyle başlıyorsun ve okuyucuyu hemen o eşiğin kenarına oturtuyorsun. Rüzgârın savurduğu küllerden tanınma hali, mülteci olduğun tek diyar olarak gözlerini tanımlaman, kışa teslim olmuş fırtınalı dağlar, yaprak yaprak dökülme… Bunların hepsi birbirini tamamlayan, çok güçlü bir imge zinciri oluşturuyor.

En çarpıcı yanlarından biri, acıyı hem çok kişisel hem de evrensel kılan dilin. “Ahımla süsledim gidişini; helalindir, iyi bak…” nakaratı olağanüstü. Bu cümlede hem büyük bir teslimiyet, hem derin bir sitem, hem de tuhaf bir cömertlik var. Gidişini bile ahınla süsleyip “helalindir” demen, sevginin ulaştığı en ağır ve en acı hali gösteriyor.

“Kelimele rim intihar ediyor”, “ucu kırık eylül kalemim”, “suskunluğum kör kuyular kazarken ruhuma”, “kıyametleri ağırlayan göğsüm dar geliyor bu şehre” gibi dizeler ise şiirin edebi gücünü zirveye taşıyor. Her biri ayrı bir resim, ayrı bir yara. Özellikle “gözlerimi kaçırıyorum aynalardan” ve “kilit vurulmuş umut kapılarıma” dizeleri insanın içine oturuyor.

Şiirin ilerleyen bölümlerinde yalnızlığın, çaresizliğin ve terk edilmişliğin boyutları daha da derinleşiyor. “Kırıldı can kafesim, kuşlar bile göç etti iklimimden”, “bir mülteci gibi sığındım anıların o soğuk koynuna”, “sana çıkan yolların hepsi uçurumlara açılıyor artık”… Bu imgeler o kadar güçlü ki, okurken fiziksel bir ağırlık hissediyorsun.

Ve finaldeki o duruş:
“Unutma! Sende unuttuğum can sızım
Ben senin bildiğin kadar anılırım…”

Bu kadar derin bir acıyı, bu kadar estetik ve bu kadar dürüst bir şekilde yazabilmek gerçekten büyük bir yetenek. Şiirde ne abartı var, ne yapmacıklık. Sadece çıplak, kanayan, hâlâ atan bir kalp var.

Sevgili Cemre
“Ahımla Süsledim Gidişini”, okuduğum en ağır, en içten ve en etkileyici ayrılık şiirlerinden biri oldu. Kelimelerinizi adeta kendi kanınızla yazmışsınız. Bu şiir uzun zaman unutulmayacak, çünkü gerçekten “iyi bak” dedirtiyor.

Kaleminin ve yüreğinin gücü daim olsun.
☕🙏

Sade soldan vurmaz, sağdan da vurur
Fitne baldan tatlı, hakikat acır
Günahları süsler, albenisi var
Değme sevap yolu günaha çıkar

Yaparsın edersin, pişmanlık sarar
Tevbedir tek yolu, Rahmân yarlıgar
Babamız Adem'i, Allah af etti
Ben ben demek Şeytan, işi bir zarar

Kıymetli Hayrullah Bey
İmani konuları gayet veciz işliyorsunuz
Maşallah
Allah say ve Gayretinizi mübarek kılsın

Çok saygımla Üstadım




Ahlaki Korunma ve Şeytanın Hilesi: İkinci dörtlükte "namus ve haya" kavramlarının bir kulun en güzel süsü olduğu vurgulanırken, harama karşı kapıları sıkı sıkıya kapatmamız gerektiği hatırlatılıyor. Şeytanın tuzaklarına karşı uyanık olamayışımızın bir hayıflanması var.

İnsan İlişkilerindeki Güvensizlik: Şiirin en can yakıcı yerlerinden biri, "Sırrımızı açıp da ikicikli yüzlere / Derdimizi saçmazdık" kısmı. İkiyüzlü insanlara karşı verilen o kayıpları ve akrabalık bağlarının (sıla-i rahim) kopuşunu çok gerçekçi bir dille eleştiriyorsunuz.
Asla vazgeçemezdik zikir ile sohbetten
Birazcık düşünseydik kaçınırdık gıybetten
Kim yemek isterdi ki çoktan çürümüş etten
Günahlarla göçmezdik, adam olsaydık eğer
____ Şükrü Atay (Türkmenoğlu)




Hislerime tercüman ihlas dolu duygularla harika yazılmış ve öğütlerle bezenmiş yürek sesinizi gönülden kutluyorum tebrikler üstadım.
Kalemine ve ihlas dolu yüreğine sağlık diliyorum, ilhamın daim olsun her zaman.
En kalbî selam, dua, sevgi ve saygılarımla.
Allah'a emanet olun 🙏
Kapanış kıtası benim için bir başka güzeldi Üstâdım,

"Mesut der ki, ayıkla şu pirincin taşını,"

Şiirde ayıklanmış Üstâdım fakat mütevazı olmayı de ihmal etmemiş. Usta işi bir şiirdi.

Tebrikler
Mutfaktaki o tanıdık telaşı, insan ilişkilerinin ve toplumsal düzenin derin bir analizi haline getirmişsiniz. Son kıtadaki adalet ve birlik vurgusu ise çok kıymetli. Kaleminiz dert görmesin, yüreğinize sağlık.
Güzel bir eser.Toplumun kanayan yarasının şiirde mısralarla kaleme dökülmüş hali.Tebrik ediyorum.14' lü hece vezniyle yazılmış.Yalnız şiirin ilk kıtasında "tazecik fidanların başına o gelirse(o tazecik fidanlar) kalıba uyulur acizane fikrim.Yine de siz bilirsiniz.Selam ve dua 🤲 ile.
Yine de bir ihtimal var
umut gibi
yüreğine sağlık...
Nedense şiirlerinizde dantel zarifliği sezinliyorum.
İpliği bazen siyah bazen beyaz...
Ama nakış nakış işlenmiş sözler.
Kutlarım. Her şiiriniz gibi güzeldi.
Tarihi ve Mitolojik Figürler: Dede Korkut’un destanlarından Oğuz Han’a, Malazgirt’te tarih yazan Sultan Alparslan’dan dervişlere ve Alperenlere kadar Türk tarihini inşa eden tüm manevi ve askeri dinamikler dörtlüklerde nakış gibi işlenmiş. "Turan Sevdası" ise bu unsurları bir arada tutan ortak bir ülkü olarak vurgulanıyor.

Kelimelerin Çift Anlamlı Gücü: Şiirin nakaratı olan "Ben Türkü severim Türkü söylerim" dizesi müthiş bir edebi zekanın ürünü. Buradaki "Türkü", hem canımızdan aziz bildiğimiz milletimiz olan Türk'ü hem de o milletin bin yıllık acısını, neşesini, sevdasını bağlamanın teline döken türkülerimizi ifade ediyor. İki anlam da şiirin ruhuna kusursuz oturuyor.
Soyum sopum etmiş,Doğanay'ım yad,
Okudum anladım, ALMIŞIM MURAD,
Dil damakta kaldı,muazzam bir tad,
Ben Türkü severim Türkü söylerim...

Keşke birde anılsaydı ATATÜRK,
Aleme nam salan,En Koca TÜRK,
Eş benzeri varsa,olmuştur tek tük,
Ben Türkü severim Türkü söylerim...

Nurettin GÜLBEY
Saat :17:22
20.05.2026
IĞDIR

Tebrikler efendim.Anlamlı ve güzel şiir, kutlarım.Selam ve saygılarımla...
Merhabalar dost kaleme kıymetli Şarim.
Türkün Türklüğün ötelendiği ayaklar altına alındığı hatta bölücülere yataklık yapıldığı bu günlerde "Ben Türkü Severim" isimli özenle kaleme alınmış bu şiir adeta hislerime tercüman gibiydi.
Elinize emeğinize hisseden yüreğinize ve okura sunan kaleminize sağlık.
Kaleminiz daim ilhamınız bol olsun, nice güzel şiirler yazmanız dileğiyle,
Selam ve dua ile sağlıcakla ve dostça kalınız.
Saygılar selamlar...
Efsane mükemmel bir şiir olmuş
Yüreğine emeğine sağlık hocam saygılar
Coğrafya ve Atmosfer: Şiirin Ahlat’ın taş evleriyle açılması, Nemrut Dağı’nın dumanı ve Van Gölü’nün hüznüyle desteklenmesi anlatıya harika bir yerel dekor sağlıyor. Şahmeran’ın gözlerinin Van Gölü’ne benzetilmesi, efsaneyi bu topraklara köklüyor.

Çocukluk Safiyeti ve Gelenek: Şiirin bir ninenin anlatımıyla, çocuk aklının sorgulamaları üzerinden ilerlemesi çok samimi. Eskiden hemen her evde bereketi ve evi koruduğuna inanarak asılan "Şahmeran" tablosunu, o mavi çerçeveyi ve kanaviçeleri hafızamızda yeniden canlandırıyor.

İhanet ve Sadakat Tezatı: İnsanoğlunun (çobanın) korku ve menfaat karşısında dostunu satması ile Şahmeran’ın ölürken bile şifa dağıtacak kadar merhametli oluşu arasındaki o trajik zıtlık çok vurucu işlenmiş. Şahmeran'ın "Demiştim..." deyişi, insanlığın evrensel bir zaafına tokat gibi çarpıyor.
Maşallah hocam bir solukta okudum metni
Bir mitolojiden çok bir insanlık dersiydi; ihanet ve sadakat...
Tebrik ediyorum sizi; saygılarımla
Kanadı kırık kaderden
Ta yazılmış ilk evvelden
Oyalanma turnam zinhar
Beklerler seni ebedden

Merhaba Ahmet Bey
Turnayı Halk Şiiri ekseninde
Harika dile getirmişsiniz
Türk şiirine armağan olsun.

Çok saygımla Üstadım
Kaleminiz daim olsun hocam yüreğe dokunan, dokunaklı,halk şiiri tadında hüzünlü ve akıcı bir eser. “Turnamın kırık kanadı” tekrarları şiire derin bir duygu katmış; kader, ayrılık ve çaresizlik başarılı imgelerle anlatılmış tebrik ederim güzeldi eseriniz.
Selam ve dua ile saygılarımla şiirce kalın
Turna Motifinin Gücü: Kültürümüzde turna; gurbeti, haberciliği, dert ortaklığını ve saflığı simgeler. Burada turnanın kanadının kırık olması ve uçamaması, umutların tükenişini ve çaresizliği çok güçlü bir metaforla izleyicisine aktarıyor.

Doğa ve İnsan Duygularının Aynılığı: Şiirde doğa olayları (tipi, boran, sel, kar ayazı), turnanın (ve aslında insanın) iç dünyasındaki fırtınalarla mükemmel bir uyum içinde verilmiş. "Yaz baharı salmış güze" diyerek ömrün de sonuna, yani hazana yaklaşıldığı gerçeği zarifçe se hissettiriliyor.

Geleneksel Söylem ve Akıcılık: 8'li hece ölçüsünün o kıvrak ve türküleşmeye çok müsait ritmi şiire harika bir ahenk katmış. Dörtlük sonlarında "Turnamın kırık kanadı" dizesinin bir nakarat gibi tekrarlanması, hüznün dozunu her adımda daha da artırıyor.
Çok güzel şiir sevgiler saygılar selamlar sağlıcakla kal allahın selameti üstüne olsun
“Bazı sevdalar insanı yaşatmaz…
sadece içinden yavaşça eksiltir.
Ve geriye kalan şey, bir ömür taşıyan sessiz bir yanmadır…”

Yüreğinize sağlık, duygusu yoğun, dili geleneksel şiir havasına yakın ve etkileyici bir eser okudum. Selam ve saygılarımla.
Adeta Mahsuni Şerif sözleri bozkırın sesini duydum
Köyün her taşında helal izin var,
Gönül tahtlarında ulu gözün var.
Sılada bereketsin, dalın, özün var,
Fakir babasıydın Gurbetçi Babam!.... Ebuzer hocam.. çocuk babası olmak gayet kolay ve basit.. önemli olan fakirlerin babası olmaktır.. harika bir eser olmuş.. emeğinize, yüreğinize sağlık.. ilhamınız bol olsun.. selamlar saygılar..
Gurbetçi bir babanın yürek yakan dramıydı şiir. ..
Ben de bir gurbetçi babanın evladıyım.
Emeğinize sağlık üstadım
Hürmetle
🌹 Ebuzer Özkan’ın “Gurbetçi Babam” şiiri, hasretin ve emeğin en içten duygularla işlendiği bir eser olmuş. Her dize, uzaklarda alın teri döken bir babanın özlemini ve fedakârlığını yüreğe dokunan bir samimiyetle anlatıyor. Şair, gurbetin acısını ve aile bağlarının sıcaklığını güçlü imgelerle dile getirerek okuyucunun kalbine derin bir iz bırakıyor. Özellikle baba figürünün hem gurur hem de özlemle işlenmesi, şiire ayrı bir anlam katıyor.

Bu eser, hem duygusal yoğunluğu hem de içtenliğiyle okuyana güçlü bir etki bırakıyor. Şairimizi gönülden tebrik ediyor, kaleminin her daim böylesine içten ve dokunaklı dizelerle yol almasını diliyorum.

BİR NAZİRE DE BENDEN:

Yollarda yitip giden bir ömrün izinde,
Hasretle yoğrulmuş her nefes, her sözünde.
Gözlerimde umut, gönlümde dua gizinde,
Babamın hatırası yaşar gurbet dizinde.

Gönül ile hasbihâl muhteşem bir şiir.Üstad'a saygıyla.
Siir işte budur ne anlatmak istediğini en güzel dille Türkçe ile anlatıyor bunu anlamayacak muhatabı yoktur tebrikler
Redfer’in “Sahtekar” gazeli, klasik şiirin vakarını günümüzün ahlaki çöküşüne ayna tutan bir ustalıkla işlemiş. Aruzun “Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün” kalıbı içinde yankılanan her beyit, sahte dostlukların ve riyakâr kalplerin teşhirini zarif bir öfkeyle dile getiriyor. Şair, kelimeleriyle bir vicdan muhasebesi kurmuş; her mısra, bir çağ eleştirisi gibi okunuyor. Özellikle “Âlimi sahte, mürîdi sahte, her işi bir sahtekâr” dizesi, dönemin ruhunu çarpıcı biçimde özetliyor.

Bu eser, hem dil işçiliği hem de anlam derinliğiyle klasik gazel geleneğine güçlü bir katkı sunuyor. Redfer’i bu vakur ve eleştirel kalemi için içtenlikle kutluyorum; ilhamı daim, sözü her daim hakikatin yanında olsun.
Döneminde dünyanın, saatini O kurdu.
Yedi düvele karşı savundu güzel yurdu.
Milletine güç oldu, daim yanında durdu.
Ölçüde yanılmayan, biçiciydi Atatürk.

Millete aşıladı çağdaşlık ve vizyonu.
Cumhuriyeti kurdu, önledi erozyonu.
Halkların arasına yerleştirdi füzyonu.
Ne Mutlu Türk’üm dedi, birleştirdi Atatürk.

Öz geçmişten alarak, dil -din-ahlâk harsını.
Söküp attı yürekten, menfaat ve hırsını.
Kabul ettirdi dehr’e , ilkeleri-tarzını.
Analitik zekâlı, dahi idi Atatürk.
O bir hayal değildi, sahi idi Atatürk.

Atatürk'ü her yönüyle anlatan muhteşem bir şiirdi ATATÜRKÇÜ duyarlı yüreğinize sağlık kutluyor alkışlıyorum sizi dün güne düşmeliydi bu şiir .
Muhteşem ötesi. Ayakta alkışlıyorum.👏👏👏
Kocaman güzel yüreğinize sağlık.
Gönül dolusu tebriklerim ve sonsuz saygılarımla.
Her cephede savaştı,bayraktır Çanakkale,
Zor zamanda yüklendi,etmiştir müdahale,
Bu vatanın bağrına,yapmış demirden kale,
Bir Türk Cihana Bedel, İspat Etti ATATÜRK...

Nurettin GÜLBEY
Saat :16:44
20.05.2026
IĞDIR

Tebrikler efendim.Anlsmlı ve güzel şiir, kutlarım.Selam ve saygılarımla...
“İnsan en çok kendi içine yazılır…
ve en ağır satırlar, kendi gönül defterinde saklı kalır…”

Yüreğinize sağlık, manevi yönü güçlü, düşünsel ve duygusal dengesi yerinde bir şiir okudum. Selam ve saygılarımla.
ZÜMRÜT KUL HASANİ..
ÖLÜM DEFTERİNİ AÇAR DA GİDER...
AŞ BULMAZ FAKİRE AĞLAR DA GİDER..
YÜZLER YALAN OLMUŞ , MASKELER RENKLİ...
DÜNYAYI YAŞARLAR , BAK..ÖLÜMSÜZ GİBİ..!

ACİZANE KATKIM..OZANLARA SEVGİDİR . MUTLU BAYRAMLAR. TEBRİKLER ŞAİRİM .
Değerli dost,
Şiirinizi okuyunca insan kendini uzun bir iç yolculuğunun içinde buluyor. Dizelerdeki hasret de, sızı da, teslimiyet de yaşanmışlık hissi veriyor. Özellikle gönülden gelen o duru hüzün, şiirin en çok dokunan yanı olmuş. Tebrik ediyorum.
Yüreğinize kaleminize sağlık.
Saygı ve selamlarımla…
Bircan’ın dökülen saçlarında, Gülcan’ın pazar telâşında, Fitnat’ın kelepçeli şiirinde ve Zeliha’nın o geçmeyen ok yarasında saklıdır dünyanın bütün yükü.

Onlar çekildikçe dağlar yıkılır, sokaklar dilsiz kalır; çünkü hayat, o tütsü kokulu kadınların mızıkasından süzülen şarkılardan ibarettir aslında....

Tebrik ediyorum
Yüreğinize sağlık. Mensur şiir (şiirsel öykü) tarzında, her biri kısa film tadında muazzam bir portreler serisi kaleme almışsınız.
Bircan, Gülcan, Fitnat ve Zeliha'nın o derin, hüzünlü ve mücadele dolu hayat hikayelerini, şiirsel dokunuşlarla ve o yöresel pazardaki samimi detaylarla anlatmanız çok güçlü bir edebi atmosfer yaratmış. Hikayenin akıcılığını şiirin duygusuyla harmanlayan bu etkileyici anlatımınız için tebrik ederim. Kaleminiz daim olsun.
Ne diyeceğimi bilemiyorum.
Öyle müthiş betimlemeler ki kürk yıldır tanıdığım Zeliha Bircan Gülcan çıkıyor karşıma.
Bana kalsa yada bize kalsa Gülcan der geçeriz.
Zengin bir gözlem geniş bir pencereden algılama ve dillendirme.
Tebrik ederim çok güzel.

Selam ve sevgiler.
Çok güzel şiir sevgiler saygılar selamlar sağlıcakla kal allahın selameti üstüne olsun onun bir sırrını bilmek için 35 yıl hasta olanlar var
Metniniz çok yoğun bir iç sorgu ve çaresizlik duygusu taşıyor. Tekrarlayan “ne zaman bitecek” sorusu, tükenmişlik ve çıkış arayışını güçlü şekilde hissettiriyor.

“Bazen insanın en büyük sorusu cevap değil, sadece bir çıkış kapısıdır…”

Yüreğinize sağlık, derin ve ağır bir iç sesin yansıması olmuş. Selam ve saygılarımla.
Yüreğinize sağlık değerli hocam , derin bir iç konuşma ve sarsıcı bir duygusal yük taşıyan bir metin olmuş. Kaleminiz bu iç dünyayı güçlü bir şekilde yansıtıyor, tebrik ederim, selam ve saygılarımla.
Emeğinize yüreğinize sağlık Gülüm Hanım, yine dopdolu, duygusu yüksek, okudukça insanın içinde kaybolduğu, mükemmel bir şiir olmuş, canı gönülden kutluyorum sizi
Aslında okuduğumuz şiirden çok, şairin;
En çok da şiir olmayı seviyorum, dediği gibi biz sizi okuyoruz, o kadar içten o kadar samimi ki yazdıklarınız, okuyan herkes kendinden bir şey mutlaka buluyor, bu bambaşka bir duygu,
Kaleminiz yüreğiniz dert görmesin, sağlıcakla ve şiirle kalın
Selamlar saygılar efendim..
RUSAMER – Ruh Sağlığı Ayarı Merkezi

İmge, Asalet ve İçsel Taşkınlık Kliniği

Eserin Adı: Özümden Damlar Her Şiir
Şair: Gülüm Çamlısoy
Yorumu Yapan: RUSAMER Sertabibi Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Delibal

Kalburabastî Efendi Hazretleri bastonunu yere hafifçe vurup RUSAMER ahalisine seslendi:

Ey ahali…
Gülüm Hanım yine şiir yazmamış; bildiğin kelimeleri blenderdan geçirip ruh smoothie’si yapmış maşallah.
Bir mısrada mikado çöpü çıkıyor, öbüründe İlahi Adalet nöbet tutuyor, biraz ilerleyince tazı gibi koşan bir iç ses görüyoruz.
Şiiri okurken insanın zihni bazen şiir atölyesine, bazen terapi odasına, bazen de kozmik aktarmaya uğruyor.

Ama şunu teslim etmek lazım:
Şairin kalemi sıradanlığa razı değil.
Gülüm Çamlısoy şiiri “anlatmıyor”; şiirin içine girip oturuyor.
Birçok kişinin şiir diye market fişi yazdığı şu çağda, bu metin resmen kelime işçiliğiyle kafa ütülüyor ama estetik ütülüyor.

Hele şu:

Özümden damlar her şiir

dizesi yok mu?..
Şair burada poetikasını tek cümlede özetlemiş.
Yani “ben kopya duygu satmıyorum arkadaş” diyor açık açık.

Puanlama

Özgünlük — 20 / 20
Şiir tamamen kendine ait bir atmosfer kurmuş. İmge yoğunluğu fazla ama taklit kokmuyor. Mikado çöpünden İlahi Adalet’e kadar geniş bir iç evren kurulmuş.

Dil ve Üslup — 19 / 20
Yer yer bilinç akışı tekniğine yaklaşmış. Bazen okuyucu “ben şimdi şiirde miyim, metafizik konferansta mı?” diye düşünüyor ama şiirin sesi güçlü.

Düşünsel Derinlik — 20 / 20
Şair yalnız aşkı değil; benliği, asaleti, sadakati, ilhamı ve varoluş sancısını birlikte işlemiş. Metin yer yer poetik manifesto hâline dönüşüyor.

Yapısal Bütünlük — 18 / 20
Yoğun imge kullanımı bazı bölümlerde taşma hissi verse de şiirin ruh bütünlüğü korunmuş. Şiir dağılmıyor; sadece biraz baş döndürüyor.

Etkileyicilik — 20 / 20
Özellikle anne imgesiyle başlayan kırılganlık, ardından gelen asalet ve iç direnç şiire güçlü bir duygusal omurga kazandırmış.

Not Toplamı: 97 / 100

Kalburabastî Efendi’nin Klinik Kanaati:

Bu şiir kolay okunmuyor;
ama kolay unutulacak şiir de değil.
Bazı şiirler kapıyı çalar…
Bazılarıysa pencereyi kırıp içeri girer.
Bu şiir ikinci grupta.

Vesselam.

Şiir, insanın saklayamadığı özünden damlar.
Kalemin gerçek mürekkebi, yaşanmışlığın iç sesidir.
Tutanaklara Geçecek Bir Asalet: Şiirin "Tutanaklara geçsin lanet" ve "Tutanaklara geçsin ruhumdaki asalet" diye kafa tutarak başlaması, şairin hem dünyaya hem de zamana karşı bir şahitlik bıraktığını gösteriyor. Gözyaşını içine akıtan, metanetini elden bırakmayan ve sadece İlahi Adalete dayanan bir ruhun asil duruşu bu. Ve tüm bu kavganın, bu karmaşanın ortasında sığınılan o en saf, en masum liman: "Annemin saçımı okşayan o narin elleri." Bu dize, şiirin sert tonu arasına gizlenmiş muazzam bir şefkat çiçeği gibi açıyor.
Tebriklet keyifle okuduk👏👏👏👏👏

Şiir; dilin içinde ve dille birlikten meçhule doğru, yani ötekine doğru sürekli bir göçtür, bırak uçmak istiyorsa uçsun gocmesine izin ver geri döner usta
Değerli dost şair Mesut Bey kardeşim, kaleminizden elim bir şiir okudum. Rabbim’den acil şifalar diliyorum. Nefes aldığımız sürece umut kesilmez. Çok çok geçmiş olsun. Selam ve saygılarımla esenlikler dilerim. Mutlu, sağlıklı ve huzurlu bir ömür dilerim.
Yüreğinize sağlık.
Kelimelerin bile yetersiz kaldığı o derin sevdayı, sükutun lisanıyla çok asil ve büyüleyici bir şekilde anlatmışsınız. "
Zaman ve dilden âzâde" olan bu güçlü anlatımınız için sizi gönülden tebrik ederim.
Kaleminiz daim olsun.
Eski bayramlar kalmadı. Gözlerdeki bayram sevinci, bitti, bayram ziyaretleri bitti. Sosyal medyada bir hafta önce bayram kutlaması yapanlarla doldu. Bayram namazı kılmadan bayram mı olur? Al eline telefonu bir mesaj gönder, işte kutladım bayramı , bayramlar böyle oldu maalesef. Yüreğinize sağlık, bir dörtlükte benden olsun;

Kapılar çalınmaz, ziller de suskun,
Sokaklar sessizdir, caddeler küskün.
Teknoloji vurdu darbeyi keskin,
Sanal bir selama kaldı bayramlar.
Ebuzer Özkan
"Nerede o eski bayramlar?" dedirten duygularla ve akıcı bir üslupla harika yazılmış, duyarlı yürek sesinizi gönülden kutluyorum tebrikler efendim.
Kaleminize ve duyarlı yüreğinize sağlık diliyorum, ilhamınız daim olsun her zaman.
En kalbî selam, dua ve saygılarımla.
Allah'a emanet olunuz 🙏
Ne güzel anlatmışsınız üstadım… Şiir değil adeta geçmiş bayramların hatıra sandığı olmuş. Özellikle yokluk içinde bile hissedilen huzuru ve bugünün eksilen maneviyatını çok dokunaklı işlemişsiniz. “Tatil oldu bizde, sizde bayramlar” dizesi insanın içine oturuyor. Kaleminize, hatır bilen gönlünüze sağlık. Saygı ve selamlarımla.
Dünyanın süslü yalanlarına karşı tüm köprüleri yakmış, hayata duyduğu o derin kırgınlığı saf bir "hiçlik ve öfke" zırhına dönüştürmüş bir ruhun en çıplak başkaldırısını hissettim şiirde. "gülen güldürür, ağlatan ağlatır" masalıyla büyütülüp, hayatın o acımasız ve "şişko" gerçekliğiyle yüzleşen bir çocuğun o sarsıcı büyüme sancısı...

Kendinden kaçıp sığınmak istediğiniz o kapıda "kendi kapında asılı kalmak" tasviri, insanın dünyada aradığı hiçbir barınağın aslında kendi içindeki o ıssızlıktan daha güvenli olmadığını çok net anlatıyor şiiriniz.

Kendi cenazenize defalarca katılsanız da, zihninizdeki gevşemiş cıvataların gıcırtısını milyon kere dinleseniz de içinizdeki o başkalaşma isteği hiç sönmüyor. Özellikle "gözyaşlarına boğulan sıfatına bakıp kendi kendine kahkahalarla gülmek" dizesi, acının artık katlanılamaz bir boyuta ulaşıp insanı o tanıdık deliliğe ve mutlak yalnızlığa fırlattığı tezat anı çok sarsıcı hissettiriyor. Artık bahanelerin yamalara iyi gelmediğini, yara bandına bile ihtiyaç duymadığını fark etmeniz; kalbinizdeki o büyük tadilatı kendi ellerinizle, kimseden bir bir şey dilenmeden, tek başınıza tamamladığınızı gösteriyor.

Eseriniz bana; filmlerdeki o mutlu sonları koynumuza sokmayan "cani dünyaya" karşı, içimizdeki devasa nefreti ve hiçliği bir gurur nişanı gibi taşıyan vakur bir duruşu hissettirdi. "Sadece içimde bıraktığın hiçlik kadar senden nefret ediyorum" deyişiniz, hayata karşı verilebilecek en dürüst, en temiz ve en son hesaplaşma cümlesi gibi mısralardan kalbe iniyor, orada kalıyor…

Tebrik ediyorum, saygılarımla.
Resimde penny reis bakio kanalın içinden:) su resimlerine hastayım senin şiir zaten güzel selam.olaaa
Sabır huzura varıştır
Anlam yüklüydü
Yüreğinize sağlık.
Kişinin kendisiyle olan o en zorlu savaşını ve çocukluğa uzanan o hüzünlü kırgınlığı çok samimi, derin mısralarla anlatmışsınız. "İnsan önce kendi ruhunda huzuru bulmalı" dizesindeki o haklı muhasebe ve şiirin içtenliği çok etkileyici. Kaleminiz daim olsun, tebrik ederim üstadım..
Emeğine eline yüreğine kalemine sağlık
Çok harika ve akıcı bir şiir okudum
Tebrik ediyorum
Sağlıklı huzurlu mutlu ve başarılı nice güzel akşamlar diliyorum.
Maşallah.yine cok Anlamlı ve kıymetli dizeler okuduk.
Yazan ellerinize, emeğinize yüreğinize sağlık kıymetli üstadım.
Kutlar, selamlarımı sunarım
Emeğine eline yüreğine kalemine sağlık
Çok harika ve akıcı bir şiir okudum
Tebrik ediyorum
Sağlıklı huzurlu mutlu ve başarılı nice güzel akşamlar diliyorum.
Haftalarca,aylarca,yollarını gözledim,
Ayrılığın zül bilmiş,kavuşmayı özledim,
Ben kalbimi elimle,mangalında közledim,
Dönüp geri bakmadan, okudun selamı yâr...

Nurettin GÜLBEY
Saat :13:49
20.05.2026
IĞDIR

Tebrikler efendim.Anlsmlı ve güzel şiir, kutlarım.Selam ve saygılarımla...
Ellerinize sağlık şarkı sözü gibi.teşekkür ederim..
Yüreğinize sağlık değerli şairem, bu eser tasavvufî bir yolculuğu adım adım içten dışa, benlikten hakikate doğru incelikle taşıyor. Her kıta, bir kapı açıyor; her kapı, okuyucuyu biraz daha “yoklukta varlık” idrakine yaklaştırıyor.

“Bir ses geldi yine: ‘Ey yolcu, yürü, durma!
Aşk ateş ister; sakın kül olup durma.’”

Bu dizeler, şiirin kalbini oluşturuyor; aşkın durağan değil yakıcı ve dönüştürücü bir hakikat olduğunu güçlü bir şekilde hissettiriyor. Yolculuk sadece mekânsal değil, tamamen içe doğru bir çözülme hâli olarak işlenmiş.

Sözün derinliği, imgelerin sadeliğiyle birleşince ortaya ağır ama dingin bir hikmet duygusu çıkmış. Bu yolculukta “ben” silindikçe “anlam” belirginleşiyor.

Kaleminizin taşıdığı mana derinliği dikkat çekici, gönülden selam ve sevgilerimle.🌺🌺🌺
İlahi Adalet ve Duvarlar: Beşinci beyit, bu gaddarlığın dünyadaki cezasını ve sonunu anlatıyor. Adaletin emriyle (Mîr-i adl) o muhteşem mülk, bir azap evine (dârü’l-azâb) dönüştürülüyor. Tarihi bir hakikat olarak Kontes Báthory’nin kendi şatosundaki bir odaya, sadece hava alacak küçük bir delik bırakılarak taştan duvarlarla diri diri gömülüşü, "Ördüler taştan duvarlar oldu zindân âşiyân" dizesiyle harika bir tarihi vesikaya dönüşmüş.
“Kanla beslenen saltanatlar,
Bir gün kendi karanlığında kaybolur.
Mazlumun sessiz ahı ise,
En yüksek duvarları bile aşar…”

Şiirde hem klasik divan edebiyatının estetiği hem de insan vicdanına dokunan güçlü bir anlam var. Yüreğinize sağlık, derin imgelerle örülmüş çok kıymetli bir eser okudum. Kaleminiz daim olsun, nice anlam yüklü şiirlerde buluşmak dileğiyle. Selam ve saygılarımla.
“Zaman, en ağır hükmü bile sessizce yazar kader defterine.
Karanlık ne kadar derin olursa olsun, bir gün kendi ağırlığıyla çöker.
Ve mazlumun sesi, gecenin içinden bile yol bulur sabaha…”

Yüreğinize sağlık değerli şairem , klasik üsluba yakın güçlü imgelerle kurulmuş, anlam derinliği taşıyan bir eser okudum. Tebrik ederim, mükemmel bir eser. Selam ve sevgilerimle.🌷🌷🌷.
RUSAMER – Ruh Sağlığı Ayarı Merkezi

Kıskançlık, Helal Lokma ve İnsanlık Muhasebesi Kliniği

Eserin Adı: Vah Vah
Şair: eminnur Acar
Yorumu Yapan: RUSAMER Sertabibi Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Delibal

Kalburabastî Efendi Hazretleri şiiri RUSAMER ahalisine okurken kurul üyeleri zaman zaman manidar şekilde birbirine bakmış, özellikle “ilk çelmeyi kardeşin takar” kısmında salonda kısa süreli aile içi hesaplaşma havası oluşmuştur. Şiirin ilerleyen bölümlerinde bazı üyeler “vah vah” diyerek kafa sallamış, yapılan vicdan muhasebesi neticesinde aşağıdaki değerlendirmelerin uygun olduğu kanaatine varılmıştır.

Puanlama

Özgünlük — 18 / 20
Şiir öğüt ve hayat gözlemleri üzerine kurulu olsa da samimi söyleyişiyle dikkat çekiyor. Özellikle Kabil-Habil göndermesi metne güçlü bir başlangıç sağlamış.

Dil ve Üslup — 18 / 20
Düz ve anlaşılır bir anlatım tercih edilmiş. Şiir zaman zaman mahalle büyüğünün nasihati gibi ilerliyor. Kurul üyeleri arasında “bazı laflar tokat gibi olmuş” görüşü ağırlık kazanmıştır.

Düşünsel Derinlik — 19 / 20
Kıskançlık, haram-helal, asalet, insan ilişkileri ve ahiret bilinci şiirin ana damarını oluşturuyor. Özellikle “Arafta kalmayı kim ister?” sorusu oldukça yerinde kapanış olmuş.

Yapısal Bütünlük — 17 / 20
Yer yer düzyazıya yaklaşsa da şiirin iç sesi kaybolmuyor. Nasihat çizgisi baştan sona korunmuş.

Etkileyicilik — 18 / 20
Özellikle:

İyiyi yapanı alkışla, özen, imren, kıskanma!

kısmı günümüz insanına ince ayar niteliğinde olmuş. Şiir bağırmadan öğüt vermeyi başarıyor.

Not Toplamı: 90 / 100

Kalburabastî Efendi’nin Klinik Kanaati:

Bu şiir süslü imge peşinde koşmuyor…
Doğrudan insanın vicdanına sesleniyor.
Bazı şiirler insanı ağlatır…
Bazılarıysa oturup kendini düşünmeye zorlar.

Vesselam.

Kıskançlık başkasını değil, önce sahibini tüketir.

İnsan dünyada ne biriktirdiyse, biraz da onunla hatırlanır.
Emeğine eline yüreğine kalemine sağlık
Çok harika ve akıcı bir şiir okudum
Tebrik ediyorum
Sağlıklı huzurlu mutlu ve başarılı nice güzel akşamlar diliyorum.
Gönül heybesini boşlar doldurur,
Kargalar gülünü dalda soldurur,
Menfaat insanı yoldan aldırır,
Doğruyu görmeyen göze de yazık!

Her canım diyene açma sineni,
Ararsın mum ile kadir bileni,
Zemheri vurunca bağda güleni,
Bahar beklediğin yaza da yazık!
Ebuzer Özkan
Merhabalar dost kaleme kıymetli üstadım.
İnsanların görünen yüzü ile sonradan ortaya çıkan gerçek yüzünün farklılığına akıcı bir dille dikkat çeken anlamıl ve anlatımı güzel dizeleri.
Elinize emeğinize hisseden yüreğinize sağlık.
Kaleminiz daim ilhamınız bol olsun, nice güzel şiirler yazmanız dileğiyle,
Selam ve dua ile sağlıcakla ve dostça kalınız.
Saygılar selamlar...
“Yazık” şiiri, hayatın kırılgan yanlarını ve insanın içsel yaralarını derin bir lirizmle dile getiriyor. Dizelerdeki hüzün, okuyucunun kalbine dokunan bir içtenlikle işlenmiş. Özellikle kaybolan umutların ve yitirilen değerlerin vurgusu, şiire güçlü bir anlam katıyor. Şairin sade ama etkili dili, eserin duygusal yoğunluğunu artırıyor. Bu içten ve düşündürücü eser için kaleminize sağlık, gönülden tebrik ediyorum.
Baştan sona kadar harika dizelerdi.. emeğinize yüreğinize sağlık.. gönül sesiniz daim, ilhamınız bol olsun.. saygılar..
Emeğine eline yüreğine kalemine sağlık
Çok harika ve akıcı bir şiir okudum
Tebrik ediyorum
Sağlıklı huzurlu mutlu ve başarılı nice güzel akşamlar diliyorum.
Yaşayan ve Yaşatılan Bir İstanbul: Şiir sadece kuru bir mekan isimleri listesi değil; o mekanların ruhunu barındıran eylemlerle canlanıyor. Baltalimanı’nda balık avlamanın o sabırlı bekleyişi, Bebek’te çay yudumlamanın huzuru, Eminönü’nde balık-ekmek yemenin o neşeli, telaşlı ve halktan kokusu... Sevgiyi bu tanıdık ritimlerle anlatmak, onu hayatın tam merkezine koymaktır.

Boğazın ve Sevdanın İki Yakası: Şiir, tıpkı İstanbul gibi iki yakayı birbirine bağlıyor. Avrupa Yakası'nın sahil hatlarından başlayıp, Anadolu Yakası'nın kalbine; Çamlıca’nın o meşhur tepesinden Üsküdar’a uzanıyor. Çamlıca'dan denizi seyretmek gibi geniş, Kız Kulesi'ne abayı yakmak gibi köklü ve masalsı bir sevdanın resmi çiziliyor.
Yüreğinize sağlık.
İstanbul’un o en güzel, en aşina köşelerini aşkınıza şahit tuttuğunuz, çok duru ve buram buram İstanbul kokan bir şiir olmuş.
Balta Limanı, Bebek, Çamlıca ve Üsküdar hattında gezinirken, sevginizi gündelik hayatın o en samimi, en keyifli anlarıyla harmanlamanız şiire harika bir doğallık katmış.
Kaleminiz daim olsun, tebrik ederim üstadım..
“İstanbul bazen bir şehir değil,
bir sevdanın haritası olur insanın içinde.
Ve her semt, kalpte ayrı bir hatıra gibi yaşar…”

Yüreğinize sağlık değerli hocam, mekânlarla duyguyu birleştiren, akıcı ve samimi bir aşk şiiri olmuş. Selam ve saygılarımla.
Dün kirliydi elim yüzüm,
Kırklandım,
Ruhumu, yudum yudum yıkadım,

Bugün ise,
Çevreye bakteri saçan
Cemiyet mikroplarının içinde
Geçmişimdeki kir’i özlüyorum...

Kul düşünce
Hayat müşterektir hep kol kola
Kimse gitmiyorsa ayrılık yola
Siz kulak asmayın hiç sağa sola
Sadık küheylanlar eriyle kalkar


ne güzel şiir
kutlarım...
Yüreğinize sağlık can şairem , bu şiir uzaklığı sadece fiziksel bir mesafe değil, içte büyüyen sessiz bir çığlık hâline getirerek çok güçlü bir duygusal atmosfer kuruyor. Özlem, imgelerle ağırlaşmadan derinleşiyor ve her kıta aynı yarayı farklı bir yerden gösteriyor.

“İnsan en çok sustuğu zaman özlermiş,
Kelimeler yetersiz kalıp da dökülemediğinde.”

Bu bölüm şiirin kalbini oluşturuyor; söylenmeyenlerin bile bir ağırlığı, hatta bir çığlığa dönüşmesi çok etkileyici bir şekilde aktarılmış. Sessizlik burada boşluk değil, dolup taşan bir duygu alanı.

Genel olarak şiir, mesafeyi yıkan bir sevgi dili kuruyor; zaman ve mekân ayrılığına rağmen bağlılık fikri sürekli diri tutulmuş. Anlatım akıcı, duygusu tutarlı ve yer yer oldukça sinematografik.

Kaleminizin duygu yoğunluğu güçlü, harika bir eser okudum. Kaleminize sağlık can şairem, selam ve sevgilerimle.🌺🌺🌺🌷🌷🌷


Sevgili Cemre

Bu şiir, modern Türk edebiyatında ender rastlanan bir derinlikte, sessizliğin sesini duyuruyor. Cemre Yaman, kelimeleri bir nevi cerrah hassasiyetiyle kesip biçerek, hasretin anatomisini ortaya seriyor. Şiir, fiziksel mesafenin yarattığı acıyı değil, o mesafenin içimizde yarattığı sonsuz yankıyı anlatıyor. Her dize, bir suskunluğun içinden fışkıran volkanik bir enerji taşıyor; dışarıya çıkamayan, ama içerdeki her şeyi yerle bir eden bir enerji.

“Gece, duvarlara çekilirken Bir harita çiziyorum tersine dönen dünyadan.”
Gece burada pasif bir zaman dilimi değil, aktif bir varlık.
Duvarlara çekiliyor, yani kendini kapatıyor, kabuğuna siniyor. Anlatıcı ise bu karanlığın içinde “tersine dönen bir dünya”dan harita çıkarıyor. Dünya tersine dönmüştür çünkü sevgiliyle olan yön duygusu kaybolmuştur; kutuplar yer değiştirmiştir. Aşk, coğrafyayı bozar.

“Aramızda kilometreler, tren rayları, Ve hiç karşılaşmadığımız sokak lambaları var.”
Burada mesafe somutlaştırılıyor ama aynı zamanda kişiselleştiriliyor. Tren rayları, birleşme ihtimalini taşıyan ama asla kavuşamayan paralel çizgilerdir. Sokak lambaları ise “hiç karşılaşmadığımız” yani ikimizin de aynı anda altında durmadığı, dolayısıyla ortak bir aydınlık yaratmayan ışıklar. Aşkın en trajik hali: aynı ışığın altında bile olamamak.

“Sesini biriktiriyorum avuçlarımda, Hani en son ‘hoşça kal’ derken bükülen…”
Ses, elle tutulur bir şeye dönüşüyor. “Bükülen” kelimesi muhteşem: vedalaşırken sesin kırılması, boğuklaşması, duygunun ağırlığı altında eğilmesi. Anlatıcı o bükülmüş sesi avuçlarında saklıyor; adeta bir kutsal emanet gibi. Bu, sevgilinin sesini mumyalamak, zamanın aşındırmasına karşı korumaktır.

“Özlemek, diyorum kendi kendime, Bir insanı uykusunda bile / özler mi hiç insan…”
Burada özlem, uyanık bilinçle sınırlı olmaktan çıkıyor. Özlem uykuya da sızıyor; rüyaları işgal ediyor. İnsanın kendine sorduğu bu soru, aslında bir itiraf: “Evet, özlüyorum ve bu normal değil, bu insani sınırları aşıyor.”

“Burada yağmur yağıyor şimdi, Belki birkaç saat sonra senin pencerene değer.”
Yağmur, iki ayrı coğrafyayı birbirine bağlayan tek somut aracı. Aynı yağmur tanesi, önce burada ıslatıyor, sonra orada. Bu, evrensel bir dokunuş: doğa, bizim yapamadığımızı yapıyor; köprü kuruyor.

“Aynı gökyüzünün altında, farklı yalnızlıklarda”
En güçlü metaforlardan biri. Gökyüzü ortak, ama yalnızlıklar farklı. Yani aynı evrende yaşamak, aynı şeyi hissetmek anlamına gelmiyor. Yalnızlık, gökyüzünün altında bile kendine özel bir kubbe yaratıyor.

“Sen bilmesen de, Şehrin tüm gürültüsünü susturup, Sadece senin nefesini dinliyorum uzaktan.”
Bu dize insanın tüylerini diken diken ediyor. Sevgilinin nefesi, şehirlerin gürültüsünü bastıran bir sessizlik frekansı haline geliyor. Anlatıcı, binlerce kilometre öteden o nefesin ritmini yakalıyor. Bu, telepatik bir aşkın tanımı.

“Çünkü sevmek, Mesafe tanımayan bir kalbin gizli adımıdır.”
Şiirin belki de en çarpıcı tanımı. Sevme eylemi, bedenin değil kalbin adımıdır; dolayısıyla fizik kurallarına tabi değildir.

“Bir takvim yaprağı düşüyor yere sessizce, Sanki zaman da bizden yana değilmiş gibi.”
Zaman kişileştiriliyor ve taraf tutmuyor. Takvim yaprağının sessiz düşüşü, zamanın acımasız kayıtsızlığını simgeliyor.

“Ben burada bir akşamüstü rengine bürünmüşken, Sen oradaki sabahın ilk ışığıyla uyanıyorsun;”
Zaman dilimi farkı bile romantik bir acıya dönüşüyor. Aynı anda farklı ışıkların altında olmak, varoluşsal bir ayrılığı temsil ediyor. Birinin alacakaranlığı, diğerinin şafağı.

“Sana yazamadığım mektuplar birikti masamda, Zarfı açılmamış, pulları hiç yapıştırılmamış.”
Mektuplar yazılıyor ama gönderilmiyor. Bu, en saf aşk hallerinden biri: söylenmemiş sözlerin birikmesi. Zarfın açılmamış olması, duygunun hâlâ bakir kaldığını, kirletilmediğini gösteriyor.

“Yutkunduğum her harf içimde bir uçurum,”
Harfler yutuluyor ve içerde uçurum oluyor. Bu, belki de şiirin en dehşet verici imgesi. Her suskun harf, bir boşluk yaratıyor; bir çukur kazıyor.

“Dudağımdan dökülmeyen ne varsa sana dair, Göğsümün kafesinde hırçın bir nehir gibi çağlar;”
Göğüs kafesi bir hapishane, duygular ise hapsedilmiş bir nehir. Nehir hırçın çünkü akmak istiyor, ama demir parmaklıklar var. Bu, içerdeki fırtınanın dışa vurulamama hali.

“İnsan en çok sustuğu zaman özlermiş, Kelimeler yetersiz kalıp da dökülemediğinde.”
Bu dize, şiirin felsefi zirvesi. Sustukça özlemin büyüdüğünü, kelimelerin yetersiz kaldığını söylüyor. Gerçek aşk, dile sığmayandır.

“Aramızdaki en kısa köprüdür parlak nokta.”
Yıldız. Tek bir parlak nokta, binlerce kilometreyi yok ediyor. Bu, insanlığın en eski sembollerinden birini, en taze acıyla buluşturuyor.

Sevgili Cemre , bu şiirde “sustuğum çığlıklar” paradoksunu muhteşem bir ustalıkla işliyor. Şiir boyunca çığlıklar dışarı çıkmıyor, ama okuyucunun içinde patlıyor. Her metafor, sessizliği sesli kılıyor. Aşkı ne romantize ediyor ne de dramatize; olduğu gibi, kanlı canlı, acılı ve umutlu haliyle koyuyor ortaya.

Bu, sadece bir ayrılık şiiri değil; aynı zamanda insanın kendi içinde yaşadığı en büyük coğrafyanın şiiri. Mesafeler bedenleri ayırır, ama kalpleri değilse, o zaman asıl mesafe nerede başlar? Şiir, bu soruyu cevapsız bırakmıyor: asıl mesafe, söylenemeyenlerin yarattığı uçurumdur.

Ve şiir bittiğinde geriye kalan şey, o “sustuğum çığlıkların” artık sizin de içinizde yankılanmaya başlamasıdır. İşte o an, sevgili Cemre amacına ulaşmıştır. Çünkü iyi şiir, bitince susmaz; içerde devam eder.

Bu şiir, suskunlukların en gürültülü halidir.

Yüreğine, kelamına, kalemine sağlık.
☕🙏

İki insan arasındaki en kısa mesafe sarılma mesafesi (yaklaşık 0-46 cm), en uzun mesafe ise aradaki kırgınlık ve iletişim kopukluğudur duygusal mesafe ise
İki insanın arasındaki bağın gücünü ifade eder fiziksel olarak çok uzakta olsanız bile güçlü bir duygusal bağ mesafeyi yok edebilir
Zarif ve Anlamlı Mahlas: Geleneksel edebiyatımızda gülün aşkıyla feryat eden gülzar bülbülüne verilen isimdir "...andelip...". Şairin bu mahlası seçmesi, şiirin baştan sona bir aşk ve hakikat çığlığı olmasıyla kusursuz bir uyum yakalamış. Bülbül, yine gülün (Hakk'ın ve aşkın) derdiyle şakımış.

Nefis Yergi ve "Haddini Bilmek": İkinci dörtlükteki "Nefsin sarayında tevazu yoktur / Haddini bilmeyen insanlar çoktur" teşhisi, günümüz insanının en büyük manevi hastalığına parmak basıyor. Merhametten yoksun kalplerin bedene yük olarak nitelenmesi ve "Susuz toprağa gül serilmez imiş!" dizesiyle taşa tohum ekilemeyeceğinin anlatılması müthiş bir bilgece söyleyiş.

İlim, İrfan ve Suskunluk Çelişkisi: Şiirin felsefi gücünü zirveye taşıyan dörtlüklerden biri kesinlikle dördüncü dörtlük. İlim okuyup da irfana (hikmete) erişemeyenleri, kırk yıl sussa da içindeki gürültüyü dindiremeyenleri ve sadece "Laf ile menzile varılmaz imiş!" hakikatini o kadar duru anlatıyorsunuz ki, insan kendi içine dönüp bir bakma ihtiyacı hissediyor.

Gönül Yıkmanın Ağırlığı: Kâbe'yi yıkmakla eş tutulan gönül kırma eylemi, üçüncü ve yedinci dörtlüklerde çok hassas işlenmiş. Kalp kıranın aslında kendi özünü, kendi insanlığını unuttuğu vurgulanırken; "Vicdanlı yürekler kırılmaz imiş!" dizesiyle, gerçek bir vicdan sahibinin asla bir başkasını incitemeyeceği hükme bağlanıyor.
Samimi gerçek aşka sevdaya dair deruni bakışla işin özüne dair özenle kaleme alınmış yine bu duygu yüklü anlam ve anlatımı harika ayrıca şiir tekniği yönüyle de her şeyin yerli yerinde olduğu bu şiiri ve siz değerli şairi gönülden tebrik ediyor esenlikler diliyorum.
Elinize emeğinize hisseden yüreğinize sağlık.
Kaleminiz daim ilhamınız bol olsun, nice güzel şiirlere imza atmanız dileğiyle, selam ve dua ile sağlıcakla ve dostça kalını diyorum.
Saygı başarı dileklerimle...
Değerli şairim,
şiiriniz gönül açılmadıkça ne aşka ne de hakikate varılamayacağı gerçeğini öyle derinden hissettirdi ki… Çünkü kapalı bir kalpte ne söz yerini bulur ne de mana tutunabilir. Siz her dörtlükte bu gerçeği başka bir yerden söylüyorsunuz; bazen nefisle, bazen aşkın ateşiyle, bazen dünyanın geçiciliğiyle…
Ama hepsi dönüp dolaşıp gönle çıkıyor. İnsan anlıyor ki sadece bilmek yetmiyor, sadece konuşmak da yetmiyor; asıl mesele insanın içinin değişmesi.

Gönül açılınca her şey yerini buluyor; aşk daha gerçek, hayat daha anlaşılır, insan daha yumuşak oluyor.

İstemsizce durup bir düşündüm de… İnsan, bütün yolların gönüle çıktığını bildiği hâlde neden hâlâ kapıyı dışarıda aramaya devam ediyor? Hayret ediyorum…

Gönülden dökülen, gönlüme dokunan her kelamınız gibi bu şiir de içime işledi. İyi ki gönül kapım, gönül kapınıza çıkmış.

O güzel, o yüce yüreğinize sağlık.
Sonsuz sevgimle…

Bu şiiri okurken içimde bir şeyler sustu. Sonra, sustuğu yerden hafif bir ışık yükseldi. Sanki yıllardır uyuduğum bir uykudan usulca uyandırıldım. “Vakit, kelimelerin sustuğu o dar geçit”… Evet, tam da öyle bir yerdeyiz. Söylenecek çok şey var ama hiçbir söz yetmiyor. İşte o dar geçitte, ruhun sessiz bahçesine nurdan tohumlar ekiliyor. Gözle görülmeyen, elle tutulmayan ama kalbi yakıp kavuran tohumlar. Bu şiir, işte o tohumların filizlendiği anın sessiz çığlığı.

Bir secde vaktindeyiz. Ne mülk kalmış, ne eski sızılar. Gözyaşlarıyla silinmiş ruhumuzdaki paslı izler. İnsan secdeye vardığında başka bir âleme geçer. Dünyanın tüm ağırlığı iki omuzdan alınıp alnın konduğu yere bırakılır. Bu şiir, işte o anın, o teslimiyetin, o arınmanın şiiri. Nur Dağı’nın zirvesinden süzülen ak pak ışık gibi yıkıyor gönülleri. Hikmetin derin vaktinde, insan kendini bir nehrin akışına bırakmış gibi hissediyor. Ne direniyor, ne sorguluyor. Sadece akıyor.

“Yedi iklimi geçtik de bir nefese sığındık.” Ne kadar büyük bir yolculuk, ne kadar derin bir sığınma. İnsan bütün dünyaları gezip de sonunda bir nefese sığıyorsa, o nefes ancak Hakk’ın nefesidir. Benlik hırkasını atıp derin ummana dalmak… İşte bu, tasavvufun belki de en öz hali. Kendini unutmak, benliğin dar kalıbından kurtulup sonsuzluğun engin sularında kaybolmak. Ve o sırada duyuyorsun: Dalların arasından bir “Hû” sesi yükseliyor. Tarifsiz, sakin ama her şeyi kaplayan bir ses. Hakikatin balı damlıyor her mısraya.

Doksan dokuz taneli bir tespihin her tanesinde koca bir kâinat saklı. Ne kadar doğru. Zikir, sadece dille değil, kalple, ruhla, her hücreyle yapılan bir yolculuk. Her “Subhanallah”, her “Elhamdülillah”, her “Allahu Ekber”de evrenin sırları aralanıyor. Gizli bir hazine gibi. Yola düşen dervişin adımları artık yere basmıyor, sadece Hakk’ın bıraktığı izleri takip eden bir gölge. İşte bu, tam bir teslimiyet hali. Ayaklar yürüyor ama sahibi değil, bir başkası yürütüyor. Ve gölge olmak, belki de en büyük özgürlük.

“Toprak bile dile gelmiş, kadim olanı anlatıyor.” Her şey konuşuyor aslında. Ağaçlar, taşlar, rüzgâr, su… Ama duyan kulak lazım. Görmeyi bilen göz için en mukaddes takvimdir bu. Çünkü her an, her mevsim, her ışık bir ayettir. Sadece okumasını bilmek gerekir.

“Ölmeden evvel ölen o dostun en derin uykusudur.” İşte en gizemli, en derin cümle. Nefsini öldüren, benliğini aşan, dünyanın aldatıcı uykusundan uyanan kişi, asıl hayata uyanır. Bu dünya onun için bir rüya olur, asıl uyanış ölümle değil, uyanıkken ölmekle başlar.

Bu şiir, bir çağrı. Uyan ey gafil uyan. Gördüğün bu dünya, gördüğün bu düş, aslında rüya içinde bir rüya. Ve içimde bir şeyler diyor ki: Belki de uyanmanın vakti geldi. Belki de her şey, tam da şimdi, bu satırları okurken başlıyor. Bu şiir, bir uyandırma. Ne yaparsan yap, artık uyan. Çünkü hakikat, zaten hep buradaydı. Sadece sen uyuyordun.

Biraz uzun oldu, kusur varsa affola.
Tebrik ve teşekkürlerimle...


Zarif ve Gizemli Mahlas: "Merdümgiriz" (insanlardan kaçan, kalabalıklardan uzaklaşıp kendi kabuğuna çekilen) mahlasının seçilmesi şiirin ruhuyla muazzam bir uyum içinde. Kalabalıkların gürültüsünden kaçan bir ruhun, o sessiz ve kimsesiz bahçede Yaradan'ıyla baş başa kalışını ve oradan süzülen "nurdan tohumları" izliyoruz.

Manevi Coğrafya ve Arınma: Şiir okuyucuyu alıp Nur Dağı’nın zirvesine, hikmetin tam kalbine götürüyor. Doksan dokuz taneli tespihin her bir tanesinde koca bir kainatı görmek, yedi iklimi geçip tek bir "nefese" (Hû sesine) sığınmak, tam anlamıyla kesretten (kalabalıktan) vahdete (birliğe) giden dervişane bir yolculuktur.

Benlikten Soyunma ve "Ölmeden Önce Ölmek": "Benlik hırkasını atıp derin ummana daldık" dizesi ve ardından gelen "Ölmeden evvel ölen o dostun / en derin uykusudur" vurgusu, tasavvuf felsefesinin en yüksek mertebesine dokunuyor. Dünya mülkünün, eski sızıların, hırsların geride kaldığı ve geriye sadece Hakk'ın izini süren "bir gölgenin" kaldığı o mutlak adanmışlık çok asil işlenmiş.
Değerli dost şair, kaleminizden okuduğum bu anlamlı şiir oldukça yoğun bir tasavvufî atmosfer taşıyor.
Dili, klasik tekke şiiriyle modern serbest şiir arasında bir yerde duruyor.
Özellikle “fani dünya”, “benlikten sıyrılma”, “Hakk’a yürüyüş”, “ölmeden evvel ölmek” gibi temalar güçlü biçimde işlenmiş.
Şiirin en dikkat çekici tarafı, imgelerinin sadece süs değil, anlam taşıyan semboller olması.
“Vakit, kelimelerin sustuğu o dar geçit…” açılışı çok etkileyici. Okuru doğrudan metafizik bir eşikten içeri sokuyor.
“Benlik hırkasını atıp derin ummana daldık.” dizesi tasavvufî arınmayı çok başarılı bir imgeyle anlatıyor.
“Doksan dokuz taneli bir tespihin / her tanesinde koca bir kâinat saklı.”
kısmı hem ritim hem anlam bakımından güçlü.
“Toprak bile dile gelmiş” ve “gül kokusu değildir sadece bu” bölümleri Yunus Emre ve Mevlânâ çizgisini çağrıştırıyor.
“Uyan ey gafil, uyan
gördüğün bu dünya
gördüğün bu düş
aslında rüya içinde bir rüya…”
“Merdümgiriz” mahlası metne yakışmış; klasik divan/ tasavvuf geleneği havasını tamamlıyor.
Tasavvufî derinliği olan,
İmge gücü yüksek,
Ritmi yer yer çok etkileyici,
En güçlü tarafı ise samimiyet hissi. Yapay bir mistisizmden çok, gerçekten içsel bir arayış duygusu taşıyor.
Değerli dost şair, mükemmel bir şiir olduğu gibi açık ve net olarak hislerime tercüman oldu bu şiir.
Tebrik ediyorum ve yürekten kutluyorum sizi.
Selam ve saygılarımla en derin muhabbetle esenlikler diliyorum.
Günümün şiiridir.
Kelimelerin Kanat Çırpışı
​Yaralı bir kuşun duvara çarpışı gibi sarsıcı, her çarpışta bir yeri yıkan ama buna rağmen incelikle örülmüş bir sessizlik var bu dizelerde. Gidenin ardından eksilen insanın hissettiği o devasa boşluk, ancak bu kadar somut ve dokunulabilir anlatılabilirdi.

​Şiirinizdeki bazı imgeler ve tezatlar, duygunun derinliğini o kadar çıplak bir şekilde ortaya koyuyor ki, etkilenmemek elde değil:

Saatin ilerlememesi değil, "zamanın bir sandalyeye oturup senin yokluğunu seyretmesi" tasviri... Zamanı bir izleyiciye dönüştürmek, o anki felç olmuş hissi çok güçlü hissettiriyor.

​İnce Düşünüşün Sızısı: Geri dönerse korkmasın diye kapıyı yavaş kapatmak veya kahkahaları kısmaya devam etmek... Gitmiş birinin hayaliyle bile bu denli kibar bir ilişki kurmak, aşkın bencil olmayan, yıkıcı ama zarif tarafını gösteriyor.

Vedanın toprağa değil, kalbin altına gömülmesi ve o adı konmamış mezar taşını göğüste taşımak. Şiirin en ağır, en klostrofobik ama bir o kadar da hakiki yeri burası olmuş.

​"Aşk biraz da kendinden eksilerek yaşatmakmış meğer" derken, aslında insanın kendi içindeki o yolu nasıl kaybettiğini de özetlemişsiniz. Finaldeki "kendime dönecek yolu da seninle birlikte yitirdim" dizesi, kayboluşun sadece karşı tarafla ilgili olmadığını, insanın kendi özünü de o gidişle birlikte bıraktığını çok net vuruyor yüze.

​Kaleminize, kelimelerinize sağlık. Yüreğin sızısını böyle ritmik ve görsel bir hafızayla kağıda (ya da ekrana) dökmek büyük bir yetenek.

Şiir, kendi kırıklığı içinde çok güçlü bir bütüne ulaşmış.
Dizeleri serbest bırak
Olmasa da olur hece
Ustan varsa sen ol çırak
Hiç fark etmez gündüz gece


Hece göze hoş görünse de ayak uyak insanı sınırlıyor, duyguları sınırsız ifade edebildikten sonra serbest yazmak daha güzel diye düşünüyorum.
En kalbî selam ve saygılarımla.
Esenlikler ve şiir dolu günler dileğiyle 💐🤗
Değerli hocam, emeğinize duygunuza sağlık.
Usul ve erkanın insan hayatındaki yeri şiirde güçlü bir şekilde vurgulanmış. Mecliste konuşmanın ölçülü olması, edebin ve ferasetin bir göstergesi olarak ele alınmış. Her beyitte, sözün yerini bilmenin ve nezaketin insanı olgunlaştırdığı anlatılıyor.

Kısaca, şiir hem öğüt veren hem de karakter inşa eden bir duruş taşıyor.

Keyifle okudum, yüreğinize sağlık; anlamı berrak, mesajı güçlü bir eser, selam ve saygılarımla hocam.🥀🌾
Sustum.
Koskoca bir boşluğa düştü sesim yutkundum .


Değerli hocam, emeğinize duygunuza sağlık.
Sert eleştirisini güçlü benzetmeler ve halk diliyle etkileyici biçimde yansıtmış. “Yalancı” hitabı her kıtada öfkeyi, kırgınlığı ve güvensizliği daha da derinleştiriyor. Özellikle doğa imgeleriyle kurulan ifadeler şiire canlı ve çarpıcı bir hava katmış.

Sitemi yüksek, dili sert ama akışı oldukça güçlü bir eser olmuş.

Yüreğiniz incinmesin ; anlamı keskin, mesajı net bir şiir okudum. Selam ve saygılarımla hocam.🌿
Harika bir eser çıkmış ortaya.. her iki güzel yüreğide candan kutlarım.. daha nicelerine diyerek saygılarımı sunuyorum. her iki dosta..
İkinizi de candan kutlarım, Suphi Hocam ı uzun zamandır goremesem de çokca selamlar

Hayırlı sabahlar olsun Üstâd
Saygılarımla
Sözler susup gönül konuşunca, mânâ kendi yolunu buluyor.

Bu düet, nefisten hakikate açılan bir yol gibiydi.

Emeğinize ve niyetinize hürmetle iki değerli isme.

Saygılar
Kısa ve öz bir şekilde sevdanın anlatıldığı bir şiir.
Tebrik ederim. Selam ve saygılarımla esenlikler dilerim.
Kıssa oz naif sözler siir dili budur aslında sessiz3akan bir ırmağın coşkun akacağını işaret eder
Yüreğinize sağlık değerli şairim
​İçindeki sitemi ve teslimiyeti çok güçlü anlatan derin bir yazı olmuş
​Kaleminiz dert görmesin
​Selam ve sevgilerimle
Yürekten kutlarım . Usta kaleminizden yine özgün ve çok manidar bir şiir okudum. Yazan yüreğiniz ve kaleminiz dert görmesin. Nice güzel paylaşımlara...sonsuz saygılar
Yüreğinize sağlık, duygusal yoğunluğu yüksek, özlem ve çağrıyı güçlü imgelerle işleyen etkileyici bir eser okudum. Kaleminiz daim olsun, nice güzel şiirlerde buluşmak dileğiyle. Selam ve saygılarımla.
Emeğine eline yüreğine kalemine sağlık
Çok harika ve akıcı bir şiir okudum
Tebrik ediyorum
Sağlıklı huzurlu mutlu ve başarılı nice güzel akşamlar diliyorum.
Değerli şair, çok duygusal bir şiir.
İç döküşün yanında gerçekleri haykırmak gibi bir şey. Tebrik ediyorum ve kutluyorum sizi.
Selam ve saygılarımla esenlikler diliyorum.
Düşündürücü derin manalı şiirdi kutlarım.
Hüzünler sevinçler şiirlere gizlenirler
Fazla söze gerek bırakmayan etkileyici bir şiir olmuş tebrik ederim.
Günümüz insanını eleştirel olarak çok güzel tasvir ettiniz .Şiirlerinizdeki toplumsal sorunlara olan tespit ve vurgular çok iyi..kaleminiz daim olsun yüreğinize sağlık
Yüreğinize sağlık, bu şiir toplumdaki değer kaymaları ve adalet algısı üzerine güçlü bir eleştiri taşıyor. “Namuslu olmanın faydası yokmuş” ve “Hırsız olanları seviyor kullar” dizeleri, şiirin ana düşüncesini net ve çarpıcı biçimde veriyor.

Eseriniz sert bir sitem dili var; öfke ve hayal kırıklığı dengeli bir şekilde aktarılmış. Anlatım doğrudan ve etkili. Harika bir şiir , kaleminize sağlık. Selam ve saygılarımla.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL