Saygın Prof um
Anlatımlarınızla yine akıl devinimlerimizi dans ettirdin her paragraf bir dünya her Dünya kendi başına bir anlatım. Sizi okumak zenginleşmek ve ruh güzelliğini gezintiye çıkarmak kadar kayda değer buluyorum.
ve. _____
Birinci paragraf
İlham perisine bir gülüş ısmarladığında yadırgayan o bakış, öksüzlüğünün gölgesinde hayallerini budayan ruhun, göç mevsiminin eşiğinde ilahi bir ışık arayışına dönüşür; karanlıkta bile yönünü bulduğu o ışıkta, “ya ben ya şiir” cinayetini yüreğinin en derininde sorgular.
İkinci paragraf
Kiremit rengi moda ve kadınlık yaftalarına sığmayan, hâlâ saklı bir kız çocuğu olarak kalan ruh, kalemiyle iklimlerin sarkıtlarını bilerken omzundaki meleklerin fısıltısıyla sustuğu yerden yükselir ve aynı soruyu, bu kez kadife bir sesle yeniden sorar: ya ben ya şiir.
Üçüncü paragraf
Omuzları hiç çökmemiş, yüzü güleç kalmış olsa da hüzün mevsiminin en sadık müdavimi olan şiir, soluk suretler arasında kendi beyaz-pembe eşkâlini memura uzatır ve bir kez daha, yorgun ama inatçı bir sesle sorar: ya ben ya şiir.
Dördüncü paragraf
Annesinin kederinden doğan mirası servet bilen ruh, para-pul derdindeki kalabalığa rağmen hâkimin önünde durur ve “şiirden müebbet mi yerim?” diye sorar; kâtip ise anlamadan, sadece not düşer: ya o ya şiir.
Beşinci paragraf
Muğlak insanlar ve kayıtsız ruhlar arasında kaderini ve kederini bir kez daha ihbar eden şiir, ömrünü olay ve duygu vergisi olarak öderken saymana sorar; cevap, en yumuşak ve en kesin haliyle gelir: “Şiirlerin TC’si olmaz ki…”
Bütünü için içten tanım
Bu şiir, Didem Madak’ın “annemin fotoğrafına anlattım” fısıltısından doğmuş, öksüz bir kız çocuğunun büyümüş ama hâlâ saklı kalan sesidir. Kederi miras, şiiri hem sığınak hem de yegâne kimlik bilen bir ruhun, dünyaya, hâkime, saymana ve nihayet kendine defalarca sorduğu o keskin, yaralı sorunun yankısıdır: “Ya ben ya şiir.” Cevap ise çoktan verilmiştir; çünkü şiir, kimlik kartı olmayan, TC’si bulunmayan, sadece yaşanan ve yaşatan, kederle yoğrulmuş bir varoluştur.
Tanımlarınızı alkışlıyorum.