2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
48
Okunma
En çetin yağmurun dizelerinde cenk meydanı gibi büyüyorum
Benim adım tüy
En ağır kapıların ağlamaklı fonunda dağılmış hülyaların sırtıyım
Gücüm yetseydi güneşi sırtlar
Avucuna ışıltılar salan memleketin tabelasına utancımızı asardım
Kalk bakalım ikindi ölümünün çatlayan çiçeği
Gözyaşları sızmış karanfilin yasaklarını kalkmıştı buğun
Gittikçe göç ediyor sürgünümüz
Sonsuza dek eğilmiş başını çıkarıp
Kendisine soru soran eblehe göğsümde yakışıksız duruyor
Uzaktan başını çevirip bakan
İnce parmaklı kadının dağıttığı cesedin
Gözü açık aşkla tütsülenmiş iç çekmenin duygusuydu bu
Kül saltanatı merhametsiz ateşin asırlık belasını tanımlıyordu
Mühürlü hüznün beyaz tarafına tuzlu suyun latifesi aşk
Kıvranan perdelerin rüzgârla çeliştiği yerin mabedi
Demem o ki kibar bir akşamın rengiyle yıkanıyor uykusuzluğum
Zaman gölgesine yapışmış bir duygunun
Öyküsüne seçtiği merhemken
Tan yerinin mülküne sahip çıkmaya çalışan fanini avuntusu
Sarıyor ölüler methiyesinde meydanların pankartını
Acele işe karışmış gibiyim
Azar azar kavrulan ilkbaharın soylu eriyişindeki kar benimsemişken
Her ne dedimse aşktandır diyorum susup geçen boz bulanık sulara
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.