Dünyadaki bütün insanlar, biri dışında aynı fikirde ve o tek kişi karşı fikirde olsa, o tek kişinin iktidarı ele geçirip tüm insanları susturma hakkı ne kadar yoksa, tüm insanların o tek kişiyi susturma hakkı da aynı derecede yoktur..
john stuart mill
Avucunda kırılgan alışkanlık. Dünyaya sığmayan renkler. Çocuk gölgeleri bırakırdı amber uykulara. Sarılık çökerdi yorgun ovanın içine. Buz tutmuş dalların altında yarım şafağı kollardın. Üşüyen çift kelime kapanmış mevsimin ardında.
Ellerim unuttu galiba uzun yollara çıkan izleri. Kenarlarına gölge işleyen bitimsiz bekleyişler, ceviz karası. Durgun öğlede yaşlı rüzgâr yerleşir içime. Adını yitirmiş yıldızı yaralı kuş gibi seviyorum. Yanı güneşe dönük, yanı geceye emanet şehir. Bütün yolların derininde yitik göç uyur.
Büyük suların önünde dilim tutulur. Belki de dar gökte büyüdü gözlerim. Issız oda hâlâ soğuk. Hangi uzak mavilikte yaralarını süren adamlar gezer. Tenha avluların örttüğü yeşil eller. Göğsümde uyuyan kara kıta. Toprak tanesi arıyorum annemin sesini saklayan. Kelimesiz yolcularla.
Ağaç gölgelerinde duran su aynaları. Yaraların ağır uğultusu. Sönen kandillerin sırrını ve taşkın günlerin küllerini mühürlü dudaklarımda.
Zamanın giysisini giyen kısa ömürlü konuklar. Kanattan örülmüş duvarlar.
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
" 'Göğe uzansa eller, bir tüy kalır.' dizesiyle hayatın geçiciliğini ve geride bıraktığı o hafif ama asil izi mükemmel bir felsefeyle noktalamışsınız. 'Zamanın giysisini giyen kısa ömürlü konuklar' ve 'kanattan örülmüş duvarlar' gibi imgeler, şiir işçiliğinizin ne kadar yüksek ve derin olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. 1895 şiirlik o devasa birikiminize yaraşır, kelimenin tam anlamıyla büyüleyici bir başyapıt olmuş. Kaleminize, o bilge yüreğinize sağlık."
Bu şiiri okuyunca hafta sonu yaşadığım bahçem geldi aklıma biraz tarif edeyim.
Doğduğum ev samanlık geçiyor kayıtlarda Taş ve toprak yapı Önünde asırlık dut Saya saya başolmuyor dalları Hemen yanı silah İncir Yeşil tomurcukta meyvesi Bir ay sonra kopar Üç adım sonrası Zeytin Sarılsam gövdesini yetmiyor kollarım Bir değil onlar çoğunlukta Birisini gövdesine yuva yapan sincap Her gidişimde yuvasına çekirdek Ceviz badem Diğer incirden sonra Nar Hemde ekşisinden Bana "Nar çiçeğim" şarkısını okutan Serçe parmağı kalınlığında akan pınar Dededen kalma iki havuz Biri Zeytin ezme diğeri su depolama İkiside edey uğraştırdı bana Köydeki Adam taş Duvarda İnanamıyor köylü bana Taş duvar yapılmaz derler tek başına Kundakci kalır mı lafın altına Seninde bir emeğin olsun gel yanıma Yakıştırıyorum taşı deliğine Biraz ötede badem Yaban kekigi kendiliğinden biten Çitimek vakti gelince boncuk boncuk Ha kuşlar Serçeler kırlangıç kumru üvek Pınara gelince ürkütmem hiç birini Osman Hamdi Bey gelir aklıma Görünce ikizleri Eşek arılarını yazmadan geçemem Kırmızı kanatlılar derim Ya foksa ne demeli komşumun Komşum dedimse Uzakta sade iki ev Beni görünce hemen koşar gelir İki kelaylak sevgili kardeş mi hala çözemedim Kendisi görülmeyen Duvarda gömleğini bırakan o yılan Bol bol karınca yuvaları Ezip bırakıyorum bisküvileri Uğrasmasınlar diye Hemen taşıyorlar yuvalarını Sabahtan akşama susmayan radyo Güneş enerjili Ruzgar estikçe gelir mersin kokusu Elalem ne dedi hiç ugrumda değil Böyle yaşanır hafta sonu...
Kayıp İmgeler, Göçmen Kelimeler ve Havada Kalan Tüy Salonu
Kalburabastî Efendi Hazretleri meşhur fötr şapkası, uzun cübbesi ve bastonuyla salona girdi. Bu defa elinde pusula, boynunda dürbün, cebinde bir avuç ceviz, fötrünün kenarında da tek bir kuş tüyü vardı. Sayın Tesbih’in Tüy Kalır şiirini okuyacağız, dedi ve başladı: Nar bahçesinden iki siyah nehir çıktı, amber uykulara çocuk gölgeleri düştü, ovanın içine sarılık çöktü, kelimeler üşüdü, bekleyiş ceviz karasına boyandı, göğüste kara kıta uyudu, duvarlar kanattan örüldü... Kalburabastî birden kitabı kapattı. Hanımefendi, şiire nar bahçesinden girdik; şu anda hangi kıtada olduğumuzu bilmiyoruz. Pusula kuzeyi gösteriyor ama şiir başka bir coğrafyada. Bir de dönüş bileti vermemişsiniz.
Sağır Ozan Köşesi’nden Haceli Dayı gözlüğünü üç defa sildi. Adını yitirmiş yıldızı yaralı kuş gibi seviyorum demiş. Güzel... Lakin yıldız adını kaybetmiş, kuş yaralanmış, şehir yarı güneşte yarı gecede, yolların dibinde göç uyuyor. Bu şiirde nüfus müdürlüğü, veteriner, meteoroloji ve karayolları aynı anda göreve çağrılmalı. Ama şairenin kurduğu dünya bilinçli biçimde böyle: Nesneler bildiğimiz görevlerini bırakıp duygunun hizmetine giriyor. Rüzgâr yaşlanıyor, kelimeler üşüyor, göç uyuyor. Yani fizik kanunları kapının dışında bırakılmış. RUSAMER’de buna itirazımız yok; bizim zaten akılla aramız resmî, mecazla samimidir.
Ozan Dermanî Köşesi’nden Berber Hakkı Göğsümde uyuyan kara kıta dizesine gelince makası masaya bıraktı. Bacım, insanın göğsünde sevda olur, hasret olur, yara olur; siz kıta yatırmışsınız. Afrika mı, başka bir kara parçası mı belli değil. Bu kadar geniş göğüs kafesine tomografi değil atlas lazım. Ardından Toprak tanesi arıyorum annemin sesini saklayan geliyor ve şiir birden bütün sisin arasından insanın en eski yerine dokunuyor. İşte orada imge gösteriş olmaktan çıkıyor, hafızaya dönüşüyor. Yalnız şaireye küçük bir Kalburabastî iğnesi de bırakalım: Bazı dizelerde mecazlar öyle sık oturmuş ki minibüs şoförü biraz ilerleyelim beyler diye bağıracak. Bir iki imgeyi indirsek geride kalanlar daha rahat nefes alacak.
Karacaoğlan Köşesi’nden Emine Nine fötrdeki tüyü alıp avucuna koydu. Sönen kandillerin sırrı, taşkın günlerin külleri, zamanın giysisini giyen kısa ömürlü konuklar... Hepsi gelip son iki dizeye dayanıyor: Göğe uzansa eller, bir tüy kalır. Şiirin adı da işte orada yerine oturuyor. Bunca göçün, yaranın, annenin sesinin, yolculuğun, gecenin ve bekleyişin ardından elde koskoca kuş değil, bir tüy kalıyor. İnsan ömrü de biraz böyle değil mi? Bir ömür yük taşıyoruz, hesabı kapatınca kasadan üç hatıra, iki koku, bir ses çıkıyor. Yalnız o tüyü iyi saklayın kızım. Kalburabastî Efendi görürse fötrüne takıyor; sonra şiirin telif hakkıyla başımız derde giriyor.
Kalburabastî Efendi Hazretleri tüyü tekrar fötrüne taktı, pusulayı cebine koydu ve hükmünü verdi. Tüy Kalır, olay anlatmaktan çok çağrışım kuran, yoğun ve yer yer sürrealist bir imge şiiri. Göç, anne, toprak, kuş, yara, çocukluk, karanlık ve zaman aynı ruh coğrafyasının parçaları hâline geliyor. Şiirin kuvveti alışılmadık görüntülerinde; riski de yine orada: İmge bolluğu bazı bölümlerde anlamın önüne geçmeye yaklaşıyor. Birkaç mecaz biraz nefes alsa şiirin güçlü imgeleri çok daha sert vurabilir. RUSAMER teşhisi kesinleşmiştir: Tesbih Hanım’da ileri derecede imge istifçiliği, deri üstü değil doğrudan ruh altında göç hareketliliği ve kronik mecaz çoğalması tespit edilmiştir. Muska yazılmayacaktır; çünkü muskayı açsak içinden de metafor çıkacağından korkuyoruz. Tedavi olarak günde üç defa sade cümle önerildi, fakat şairenin kabul edeceğini sanmıyoruz. Kadın su diyecek yerde su aynası, oda diyecek yerde kara kıta, kuş diyecek yerde göçün yaralı hafızası diyor. Biz de pes ettik. Göğe uzattık ellerimizi; gerçekten elimizde bir tüy kaldı. Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR – Delibal
Kıymetli Tesbih, RUSAMER kayıtlarına not düşüldü: Şiirler tüy kadar hafif, tedaviye kapalı, muskaya bağışıkmış. Merak buyurmayınız; Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri şiiri tedavi etmez. Şiirin nabzına bakar, gönül ateşini ölçer, mânâsını dinler; sonra da gördüğünü kendi meşrebince söyler. Sağlıklı çıkan şiiri de zorla hasta yatıracak hâlimiz yok. Zahmet meselesine gelince; şiir okumak zahmet değil, gönül işidir. Anlamak isteyene tüy kadar hafif olanı, biz de tüyü incitmeden okumaya çalıştık. Güzel karşılığınız için teşekkür ederiz. Özün sözü budur. Vesselam.
Kıymetli Tesbih, RUSAMER kayıtlarına not düşüldü: Şiirler tüy kadar hafif, tedaviye kapalı, muskaya bağışıkmış. Merak buyurmayınız; Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri şiiri tedavi etmez. Şiirin nabzına bakar, gönül ateşini ölçer, mânâsını dinler; sonra da gördüğünü kendi meşrebince söyler. Sağlıklı çıkan şiiri de zorla hasta yatıracak hâlimiz yok. Zahmet meselesine gelince; şiir okumak zahmet değil, gönül işidir. Anlamak isteyene tüy kadar hafif olanı, biz de tüyü incitmeden okumaya çalıştık. Güzel karşılığınız için teşekkür ederiz. Özün sözü budur. Vesselam.
Şiir, "Nar bahçesinden doğdu iki siyah nehir yatağı" gibi büyüleyici bir açılışla başlayıp okuyucuyu hafızanın, çocukluğun ve zamanın labirentlerinde gezdiriyor. "Adını yitirmiş yıldızı yaralı kuş gibi seviyorum" ve "Toprak tanesi arıyorum annemin sesini saklayan" dizeleri, yalnızlık ve aidiyet arayışını neredeyse elle tutulur bir duyguya dönüştürmüş. Finalde ise "Göğe uzansa eller, bir tüy kalır" diyerek varlığın ve fani ömrün hafifliğini o kadar zarif ve vurucu bir imgeyle özetlemiş ki esere kusursuz bir dinginlik ve kabulleniş katmış. Kelime tercihleri, imgeler arası geçişleri ve o ağır ama estetize edilmiş hüznüyle tek kelimeyle şiirsel bir ziyafet. Kalemine, sarsıcı düş gücüne ve yüreğine sağlık; yürekten tebrik ederim!
Yaraların ağır uğultusu. Sönen kandillerin sırrını ve taşkın günlerin küllerini mühürlü dudaklarımda... Uzatta öpeyim yaralarından der gibi... sundum dudaklarımı öp der gibi... al benide koynuna yan der gibi...mükemmemdi kaptırdım kendimi akışına ,bakış yetmez ...kalbi selamlarımla.
insanın dünya hayatındaki geçiciliği, yalnızlığı, geçmişe ve anne şefkatine duyduğu özlem ile tüm yaralarına ve çabalarına rağmen gök kubbe altında elinde kalacak olanın yalnızca hafif ve uçucu bir iz ("bir tüy") olduğu bilincidir.kalemin daim olsun inşallah
Şiir, zamanın geçiciliği, geçmişe duyulan derin özlem ve varoluşsal yalnızlık üzerine kurulu hüznü yüksek bir meditasyondur. Şair; hatıralar, anne sesi ve kaybolan yıllar arasında bir iz ararken, tüm bu ağır yaşanmışlıkların ve çabaların ardından insan hayatından geriye kalan tek şeyin bir gölge, hafif bir iz—yani hafifçe süzülen "bir tüy" olduğunu vurgular. Kaleminiz daim olsun..
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.