2
Yorum
11
Beğeni
0,0
Puan
129
Okunma

Ötelerin beyaz dudaklarında,
bir duman ertesiydi gün.
İs harflerine yürürken
yamalı çarıklar;
esmer sığınakların sesinde
sübyan ağrılar,
yalnızlığın aralığı...
Belki bir dağ silsilesi,
ellerime uzak ocaklar.
Kıvrılıyorum bir şehrin ayağına.
Sıra gecelerinde türküler
dilimin ucuna tünerken,
bir kelebeğin kanadıyla süslüyorum
her yanı.
Evvel bir iklimin taş duvarlarındaydı
gezdiğim yerler.
Cebimde başkent,
ayaklarımda Doğu rüzgârı...
Kuşkonduların bağrı yanık nefesine
sığdırıyorum yetimliği;
ki kuşlar büyüdükçe,
çıkıyor basamakları adımlarım.
Zemherinin kavisli gölgesinde ömür,
teğelledim içimdeki inceliği
şafak sökümüne.
Sesi törpülenmiş poyrazın koynunda
uyanıyor uykudan zifiri gece.
Mintanların desenine dokunurken pus,
zılgıtlar çatlatır kurak bozkırı.
Orada bir yerlerde,
yüzüme batan ay şavkı:
Keskin bir cam kırığı…
Nadasa bırakılmış zaman;
ilmik ilmik eksilip şehirler eskittim.
Labirentin soğuk vitrininde kırıldı
kerpiç evlerin sıcak avlusu.
Adımlarım yabancı,
burkulur sur duvarına yasladığım
yorgunluk.
Cebimde grinin ağır alfabesi,
tabanlarımda toprağın masalı…
Tenhalığın çeperinde sayrı soğuk;
nasır tutmuş hatıraların keçesine sarındım.
Kırık bir üveyikin kanadına sığınan kent,
yeli reddeden raylarda
dilsizliği sırtlayan sokaklar…
Dudaklarımda büyüttüğüm ses;
kalabalık gurbet,
benden geriye kalan.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.