6
Yorum
26
Beğeni
0,0
Puan
346
Okunma

Rüzgârın kanadında sallanan maverâ,
gecenin nemli kuytusunda uğultu.
Öksüz tanrıların kırık mühürleri,
sözlerin ağır deryasında çan sesi.
Körpe bir ürperti.
Kör çarkta eriyen hatıra.
Fanusun soğuk camında
titreyen aydınlık.
Uçurumlar
kendine devrilen dağlardır.
Göğün katlarında
ateşten kalan kızıllık.
Köprünün ayaklarında çıplak çocukluk,
suda oynayan gölgelerin sürüklediği ayrılık.
Ev, masalların koynunda.
Bir salkım üzüm suskun.
İçinde demlenen keder.
Buzsu nefes.
Durgun.
Ömrün kırılan çizgilerinde ak saçlar,
zamanın etinde sızlayan ince çentik.
Sağır bir duyarlılıkta
kimsesiz uyarlık.
Haleyle yıkanan konak,
küllerin altında derin.
Ufuklardan süzülen
peyamsız yakamoz.
Kırık iklim.
Göğün boşluğuna dolan mahv.
Durulan deniz.
Neyle sakin?
“Yarın diye bir şey yoksa”
Hiçliğe asılan çığlık.
...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.