8
Yorum
25
Beğeni
0,0
Puan
366
Okunma

Gün,
hüznün kara kirpiklerinden indi bugün.
Öyle adamlar gördüm ki,
gövdeleri buluta çarpıyordu...
Bulutlarla ağlıyordum.
Fısıltıları,
yaşamda yarım kalmış
ölüler oluyordu
yorgun bedenimde.
Aynaya baktığımda
gözlerimi görmüyorum artık,
ay durgunluğundaki ihtiyar acıları hiç...
Binersem
geçmişin gemilerine,
yalnızlık kokuyorlar üzerimde.
Binersem,
bir sabah ruhumu alacaklar;
korkuyorum.
Sus ! Kelimelerin ucunda uykusuzluğum...
Mor ışığa yatarken gölgeleri dinliyorum.
Kaç kez dilim yaralanıyor,
rüzgârınız nefesimi uçurdukça.
Size benzemekten gelemiyorum
mavisiz denize...
Sıyrılıp tenimden nereye gittiniz umutlarım?
Çocuk gülüşlerim, hangi dala astınız
ellerimle yaptığım çiçekleri?
Mısralarım yavaş yavaş bezginleşirken seferinde...
Hissi düşüncede yitiriyorum;
koynumda emzirdiğim kaderi...
Oysa duvar dibine dökülen kuşlar
mırıldanırken şarkılarımı,
güzeldi, biliyorum.
Uzak, yakın ne fark eder ki?
Yüzünden maskesi çıkarılmış,
alabildiğince şehirdim ben.
Yosun kokuyordu ellerim
ve üstelik su sızıyordu toprağımdan
kamburu çıkmış serseri acılara.
"Hayata takma, çelme yersin."
demişti şair.
O zaman söndürün ışıklarını odamın,
cehennemde cenneti göreyim.
Uzun gecenin ardından,
dev geceye asmıştım keyfî saatleri.
Boşaldıkça aklınızdan tarihler,
tanımıştınız güneşi...
Güneşin saçları uzundu
ve gizli bir melekti sessizlik,
sesini yüreğimden alan.
Söz,
seni bir daha yazmayacağım sızlanmalarım;
sakın erkenden bahar açma.
Seyrine daldığım masalda
önce öleceğim,
sonra santim santim doğacağım
atlas bir yüze.
Söz...
...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.