0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
51
Okunma
Küllerle Yaşamak
Ateş oldun içimde, yaktın beni,
savurdum küllerini… kaldım ortasında hayatın.
Bir ekmek aldım akşamüstü, yarısını yedim,
yarısı sana kaldı… gelmeyeceğini bile bile.
Otobüsler geçti önümden, binmedim,
çünkü sen yoktun gidecek hiçbir yerde.
Saatler ilerledi, ben aynı yerde kaldım,
zaman bile yoruldu beklemekten.
Bir çay koydum kendime,
dumanı yükseldi, sen sandım bir an.
İnsan ne garip—
yanlış bildiği şeylere bile tutunuyor bazen.
Sokağın köşesinde bekledim biraz,
belki gelirsin diye değil…
alışkanlıktan.
Çünkü bazı bekleyişler umut değil,
sadece içimize işlemiş bir tekrar.
Ateş oldun içimde, evet,
ama zamanla anladım—
yangın dediğin şey bir anda değil,
yavaş yavaş yakıyor insanı.
Bir gün fark ettim,
artık seni düşünmeden de geçiyor saatler.
İşte o an korktum asıl;
çünkü insan
unutmaya başladığında değil,
alıştığında kaybediyor.
Küllerini savurmuştum güya,
ama asıl ben dağılmışım fark etmeden.
Topladım kendimi usulca,
eksik, kırık… ama gerçek.
Ve hayat,
kaldığı yerden devam etti sessizce;
ben de…
senden kalan o boşlukla yürümeyi öğrendim.
Ateş oldun içimde,
şimdi o ateşin yeri soğuk bir boşluk sadece.
Dokunduğum her şeyde sende kalan izler var,
ama sen yoksun.
Bir duvarın önünde duruyorum bazen,
konuşsam duyulmayacak şeyleri düşünüyorum.
Sana değil, kendime anlatıyorum artık;
çünkü en çok ben dinliyorum içimdeki sesi.
Zaman geçiyor diyorlar,
geçmiyor aslında—
sadece üstünü örtüyor bazı acıların.
Altında hâlâ aynı yerdesin,
değişmeyen tek şey sensizlik.
Bir fotoğraf kalmadı elimde,
ama hafızamda her şey fazla net.
Gözlerin bile aynı bakıyor içimde,
sanki hiç gitmemişsin gibi.
Ama ben biliyorum,
ateş dediğin şey bir gün küle döner.
Ve kül,
ne kadar savrulsa da
bir daha aynı yangını yakamaz.
Şimdi ben
kendi küllerimden yürüyen biriyim sadece,
ne tamamen sen, ne tamamen ben…
arada kalmış bir hayatın içinden geçiyorum.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.