1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
73
Okunma
Söyle bana ulan, çekinme söyle!
Sen LEYLA için ölür müydün?
Yok, yok... Sen asla ölmezdin.
Oysa ben, LEYLA için bin kez ölürdüm!
Gözümü kırpmadan yürürdüm o uçurumlara,
Bir tebessümü uğruna, geçerdim bu candan.
Seninkisi geçici bir heves, bir günlük masal;
Benimki ucu bucağı olmayan o derin zindan.
Sen kıyıda durur, sığ suları izlersin;
Ben dibini görmediğim okyanuslara vurgunum.
Sen çiçeği koklar, solunca kenara atarsın;
Ben o dikeni avucumda sıkar, kanımla boyarım!
Sen adını buğulu camlara yazar, güneşle silersin;
Ben "LEYLA" ismini alnıma, bıçak sırtıyla kazırım.
O giderken sen sadece el sallarsın,
Ben diz çöker, bıraktığı boşluğa bakarım.
Sen "kader" der geçer, yeni yollara saparsın;
Ben o yolları ateşe verir, dumanında kavrulurum.
Senin için aşk, kuralları olan bir oyundur;
Benim içinse celladı LEYLA olan bir infazdır!
Şimdi bak aynaya ve utan kendinden;
Çünkü sen yaşarken öldün onun gölgesinde,
Ben ise her öldüğümde, yeniden sevdim onu...
Al yanına o sahte korkularını,
Gölgeni de çek, git bu sevdanın kapısından!
Senin lügatinde aşk "belki"ydi, bende "cehennem azabı".
Senin korkun yaşlanmaktı, benimki LEYLA’sız kalmak!
Söyle bana ulan, cevap ver!
Sönmüş bir mumla, güneşe kafa tutulur mu?
Sen LEYLA için ölmezdin, doğru...
Zaten her yürek, kendi kalbi kadar büyük bir sevdayı taşıyamazdı.
Sen korkaklığınla yaşa şimdi,
Ben onun bir tek kirpiği uğruna ölmüş olmanın,
O eşsiz gururuyla gömülürüm.
Alper KARAÇOBAN
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.