0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
103
Okunma
Güneşin denize değdiği o ince çizgide,
Eksik bir nota gibi bekledim seni.
Bir portre çizgisine sığmadı bu hüzün;
Ne sustum, ne konuşabildim,
Sadece yankılandım kalbinin boşluğunda.
Duyulmamış bir makamın son nefesiyim şimdi;
Bin yıllık bir suskunluk içinden süzülen,
Ne kalemin yazdığı ne kağıdın taşıdığı o derin sızıyım;
Mısraların arasına saklanmışım.
Güneş denizin bağrında sönerken sessizce,
Hayatın o en yorgun Şehrinde
Sana doğru uzanan kimsesiz bir sesim.
Tozlu bir plak cızırtısı değil bu;
Kırılmış bir telden kopan son feryat.
Bir "es" kadar sessiz, bir çığlık kadar derinim;
Yokluğun, Ankara’ya karın yağması gibiydi...
Hiç gelmeyen o beyazın hayaliyle üşümek gibi.
Gölgeler uzadı, şehir çekildi kabuğuna,
Sokak lambasının cılız ışığında kaldım.
Ellerimde nasır, dilimde söylenmemiş o türkü;
Hangi raydan geçsem ucu sana çıkmıyor,
Hangi şehre varsam adın geçmiyor oralarda.
Sessizliğin o en dilsiz yerinde duruyorum,
Hayalinle ısınıp, yokluğunla titriyorum.
Ne bir adresin var artık ne de çalacak bir kapın;
Ben, bu devasa şehrin orta yerinde,
Bir ömürlük yalnızlığı tek başıma örüyorum.
Güneş battı, deniz sustu, çizgiler silindi;
Ben hâlâ aynı noktada, aynı sızıyla...
Artık ne geldiğin belli, ne de geleceğin;
O hiç çalınmayacak bestede seni tamamlayacak
O son vuruşu bekliyorum.
Alper KARAÇOBAN
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.