1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
132
Okunma
GÖNÜL KAPILARI
Gönül kapılarını öyle kapattım ki;
Ulucanlar cezaevi gibi dilsiz ve derin...
Giren çıkamıyor, çıkan kendini yitiriyor.
Duvarlarımda nemli bir sessizlik,
Bahçemde gün yüzü görmemiş hayaller volta atıyor.
Koğuş koğuş hüzün dağıttım içime,
Her ranzada bir pişmanlık uyuyor şimdi.
Gözlerimden sızan ışık bile tellere takılı;
Hangi anahtar döner bu paslı sürgüde?
Dokunanın elleri kanıyor, dokunan pişman.
Bir firar girişimi olsa bile umut,
Nizamiyede vuruluyor sevincim.
Artık ne teselli mektupları bekliyorum,
Ne de hayattan af dileyecek mecalim var;
Ben bu yalnızlığa müebbet yedim,
Suçum; hücremde kendimi sevmek.
Zaman, paslı bir saatin yelkovanı burada;
Her vuruşta biraz daha eksiliyor insan.
Görüş günü gelmeyen bir mahkûm gibi kalbim;
Pencerede beklemekten yorgun,
Kendi gölgesine bile yabancı...
Taş duvarlara adımı değil, adsızlığımı kazıdım;
Çünkü buraya düşen, kim olduğunu unutuyor.
Dışarıda bahar dalları çiçek açsa ne çıkar?
Benim iklimimde mevsim hep o gri sabah;
Güneş, tel örgülerde can çekişiyor.
Şimdi ne sitem kar eder, ne de büyük sözler,
Koridorlarda yankılanıyor eski ayak sesleri.
Bir hayal sızsa da havalandırma boşluğundan,
Alışamıyor bu koyu karanlığa;
Ya boyun eğip susuyor,
Ya da duvarlara çarpa çarpa ölüyor.
Dedim ya ulucanlar cezaevi gibi dilsiz ve derin,
Giren çıkamıyor Çıkan kendini yitiriyor.
KENDİNİ YOK ETMEK BUNUN ADI.
Alper KARAÇOBAN
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.