1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
113
Okunma
Gözlerin; haritası çizilme miş, bir sınır boyu,
Ben ise o hudutta, ömrü tükenmiş uykusuz bir yolcu.
Aramıza ekilmiş binlerce dilsiz korku, binlerce kuşku...
Her bakışın altı bubi tuzağı, her gülüşün kurşun uykusu.
Ruhumun toprakları delik deşik, paslı bir sızı içinde,
Kardelen misali sevda büyütüyorum bu yangınlar içinde.
Sana yürümek; çıplak elle ateşi avuçlamak demek,
Sana varmak; her adımda bin parçaya bölünmek.
Ne geri dönecek bir yol bıraktın, ne duracak bir durak,
Aşk dediğin bu tarlada, canı bir kalemle hiçe sayarak...
Parmak uçlarımda gezinirken ölümün soğuk gölgesi,
İçimde yankılanıyor o hiç eskimeyen veda sesi.
Sesin; dikenli tellerin ardında mahsur kalmış bir rüzgar,
Dokunsam infilak kıyameti, sussam koca bir intihar.
Bu hudutta nöbet tutan tek bir umut kırıntısı kaldı mı?
Zaman, kalbime sapladığın o kör demiri aldı mı?
Kendi cehennemini kuşanmış bir askere benziyor bu halim,
Bastığım her hayal, koca bir patlama; tutmuyor artık dizim.
Aşk; yaralanmayı değil, öleceğini bile bile yürümekse eğer,
Bu enkazın ve dumanın içinde, bir tek senin kokun değer.
Mayın tarlasıymış meğer o en derin, o en masum uykun,
Uyandığım her sabah, kendi kıyametime bir kurşun.
Bir adım daha... Belki son, belki sonsuzluktur bu sancı,
Aşkın vurduğu yerde, ne yolcu kalır ne de hancı.
Vursunlar beni bu sessizliğin kör ve sağır şafağında,
Gömün bu sevdayı, adsız bir uçurumun ıssız kıyısında.
Öleceğimi bilerek attığım o son ve cesur adım sensin,
Varsın bu mahşer yeri, senin adınla inlesin, sende can versin.
Alper KARAÇOBAN
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.