7
Yorum
31
Beğeni
5,0
Puan
631
Okunma

Kül rengi uçurumun nabzında
Kırık kristaller, kör bir düğüm ve
Nefes...
Siyah gecelere doğan menzilin
Kamçısıydı fırtına.
Ruhumda yolların kumdan mili;
Dilsiz bir ayna.
Yıldızlar ve
Yitik cesetler...
Yosunlu sarnıçlara tutunmuş
Bir mürekkep karası.
Her birinde o derin yazgı,
Devasa dünyanın darlığı.
Meczupların güz tesbihlerinde
Kekre bir çıngırak kırıntısı;
Sağır dağlara yaslanan hecelerin
Bir kozalak gibi fosilli uykusu...
Ray uzunluğunda.
O ince telde şiir koptu;
Dipsiz bir girdapta yudumladım
kıraç yüzlü hıçkırıkları,
İsli kesikler atıyorken kalem.
Demdi,
Rüzgarın yonttuğu kelimelerden
dökülen ufuklar...
Gözlerinde tunç alevli çocuklar,
Rüzgarlı kervanların yolunda;
Kandili kırılmış geceyle
Sarmalıyor
Hasat ikindilerini...
Sırlı bir döküntü bu;
Hanlarda asude zaman,
Vaktin ağır nöbeti...
Aklımın koşmacasında
Çorak ve uzak.
Sırçalı kaldırımlarda
Katran ağırlığında bir akıntı,
Bir dehliz ferinin sessizliğinde;
Küflü bir sürgündü eşik,
Zamanın kör sarmaşığına dolanmış;
Dilsiz bir ulağın fısıltısıydı rüzgar...
Çığlıkların sert dikeninde,
Zakkum uykusunda ruh;
Yalazın soğuk külünden başka
Şifalı aydınlığa değmedi
Dudaklarım...
Zamanın isli çarkları
Kör bir mesafeyle işlerken sesleri;
Toprağın dilsiz karnı yarılır...
Hiçliğin kıyısında,
Kendi düğümüne dolanan
Bir avuç tozdan ibaret
Kırgın saltanatımız...
5.0
100% (17)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.