13
Yorum
27
Beğeni
5,0
Puan
357
Okunma

Mavi bir ecel sağılıyor gecenin kuş kanatlarından,
kuraklık; çatlamış bir nar gibi terliyor ayazda.
Yüreğim bir cam yangını...
Gölgeler gürültüyle çarpışırken duvarlarımda,
bir uçurumun yalnayak ağrısıyım ben.
Göçebe çadırlarıyla pencerelerin
yıldız yuttuğu bakır gülü,
harf şavkı kulesinden düşerken
ürperir düş tohumlarım.
Kimsesizliğin sesinde ne kadar varsam,
o kadar zerk ediyorum karanlığın damarına
deniz tuzunu...
Ahenkli aynanın parmaklıklı şehrinde
sekerek ağırlaşan adımlar,
ezilen kıyıları biçerken
kum tozuyla havalanan küllerin
leylak dumanlı tepelerinde dil yağmuru.
Kekeme korkuların perdesiz gizlerinde,
rüzgarın ıslık çalan eli tarar saçlarımı;
dalgın bakışlarımın duvarlarında
yosunlu yollar.
Ufka kaybolan atların buğu şafağı,
ten rengi göğün tayfı içinde kaybolan
erguvan ağaçları gibi uyanır yüzüm.
Dudaklarımda ay akşamlı ninni;
düşü kurulan yıldızların çiçek çağı,
öyle parlak, öyle ıslak kaldırım...
Yaralı ayakların sabır çarığıyla iniyorum tepeleri,
alaca bir maral gibi,
karası çalınmış kayalıklarda.
Issızlığın aryasında sıralı bir kervan,
avuçlarımın ayası taş hafifliğiyle tüylenir.
Sarmaşık gibi dolanır sızım sonsuzluk boyu;
en küçük bir çıt sesiyle delirir ırmaklar.
Güneşin ok gibi saplanan şavkıyla
kavrulan siyahın
gümüş yelesiyle diz çöker bahar.
İsli maviye açarken tenimi,
çek düşlerimi yüzüne...
Beni bul çocuk.
5.0
100% (14)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.