14
Yorum
40
Beğeni
5,0
Puan
585
Okunma

Toprak bir kâsenin buğusuna sızan zifir,
kandil melalin tozlu hecesine bürünür.
Her gün yeni baharla
ikindi tanyerini,
yalnızlığın mavi kuşla beslenen
kafiyesine düşürürüm.
Kılıçla emzirilen müjdelerin
dağ uyumuşluğu...
Yüzündeki dalgınlığın perdelendiği gecelerde,
hüzünlerin sarktığı yetim uçurtmaları;
kuyruğunda sonsuz bir gurbet.
Kapıların karanfil açan yoksulluğu,
yeni şiirler aşacağım
şehrin sağır çölüne sancımı banarak.
Işıklı çadırların, köylerin saçaklarını okşayıp
ellerimin iklimini savuracağım rüzgara.
Dolan ey deli gönlüm !
Yüzümde kır çiçekleri, genzimde tarçın,
sürmeli mihrabın lâl vuruşları...
Menekşe kokulu uçurumlar büyüyor içimde.
Ahh...
Yemyeşil ağaçların beyaz güller açan sokağı,
dök yapraklarını;
zira ağrılı bahçede her şarkı,
kendi sürgünüyle tanışıyor.
Aynı sızının çıplak kıyısında
duruyor dünya,
kırılan bir aynadan dökülen
camlar sığıyor avuçlarıma.
Batmış bir güneşten süzülen
son lamba isidir;
akşamın serin suları inerken
terk edilmiş her sofraya.
Gidilmeyen bir yolun ufkunda,
odalar dolusu bulut...
Yorgun bir bozkır gibi uzanıyor
kalbimde uysal orman.
Savrulurken rüzgârda zamanın örttüğü
solgun duvak,
her hece,
dilsiz bir yad gibi asılıyor hayatın
çengeline.
5.0
100% (20)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.