7
Yorum
29
Beğeni
5,0
Puan
580
Okunma

Sessizce uzayan limanlar taşır,
dilime alışan şafağın müjdesinde
mavi çocukluğumu;
içime biriken anıların sarnıcında...
Ne ki kıyamet?
Bayram sabahına uyansın diye
sustuğum kelimelerim var benim.
Hüzne gebe dalgınlığın sessizliğinde,
vuslatın dil varlığı...
Renklerin apansız yolculuklarında bu şehir;
ıssız ağaçlar ışıklı güneşlere girdiğinde,
düşlerin duvara çarpıp
çiçek açan sularıyla yıkanıyorum.
Gece yarısı,
bir de böyle bakıyorum avuçlarıma inen dünyaya;
sessizce gülümseyen yıldızların penceresinde umudum.
Yumruğu çözülmüş bahçeler,
kendini hatırlamış bir çocukla geçerken;
maviydi düşlerim.
-Sevinirdim sizi yaşayabilsem-
Uykuları uzun uzun öpen,
yağmurlar kaldı ellerimde/
Ellerimde ışıklı parçaların bayramlık yangını,
dudaklarımda berrak bir kuyu.
Ve içine soyunan imgelerimin
kanatlı saçları...
Ah çocuk !
Aynalar görüyor artık gölgemin beyaz atlarını.
Gece genişliyor;
fısıltılar usulca göğsümün yaprağına açıyor.
Çekilirken perdeler ruhumun camına;
aydınlığın ağzında,
müjdesiyle büyüyen uçurtma...
Çocuktuk;
dağınık ve güzeldik gözlerimizdeki buluta.
Mağrur bir çiçeğin kokusuyla demlenirdik,
ve sonra gülüşünce yeni kentlere girdik.
Kalabalık ıslığın yamacında,
hayata el sallayan resim gibi;
yarınlara baktık.
Şimdi her şey ve...
Bir kaç kişiyiz aydınlık sulara kapılan
satırlarımızda.
5.0
100% (16)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.