7
Yorum
36
Beğeni
5,0
Puan
659
Okunma

Aydınlığı ağan gökyüzü, karnıyla uyanır;
yüzümün bulanık sükûtu...
Tam vaktidir mavinin ağır ağır.
Gece...
Pencerelere yaklaşan gölgeye,
düşler usulca bırakır güzelliğini.
Sular kırmızı bir çiçektir yol üstü aynaların ezber özlemine;
ırmakların ağzını çeviren tay bedenine kalkan ağaçlar, yalnızlığın örtüsü.
Her bakışım, kocaman bir susma biçimi.
Ayaklarımda kül zaman;
üşüyen hüzünlerin, kıyı korkularıyla topladığı en soylu sessizlik.
Issızlığın ocağına inen yıldızlar,
buğulu bahçe...
Dilimde ışıyan yorgunluğun kiraz çiçekleri; bir yerdeyim.
Gökyüzü: içini çeken denizle haykırdığım boşluk.
Sonsuzluğun güneşle gevrediği,
sözcük lekesi göğsüm;
tüm renklerin ayaklanmaya hazır savrukluğu içim.
Şimdi tüller ağır,
pencereler karanlık bir mavi.
Suskunluğun yağmur sızdıran gecesine...
Nerede kalmıştık? Gelirken düşürdüğüm kelimeleri hatırlıyorum;
çoğalmasın diye ötekiler,
sakladığım kıyametleri.
Biliyorum;
rüzgârın ellerinde hiçbir şey yok,
soluk bir ay’dan başka...
5.0
100% (20)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.