3
Yorum
32
Beğeni
5,0
Puan
589
Okunma

Susarken bütün halleri ruhun,
Sessiz ve derin bir semaviye büyüdü zaman.
Rüzgâr esintisinin hicranlaşan fidanı;
Menevişli bir cürüm,
Uykusuz kaç ölüm...
Gecenin parmaklarında tutkulu çığlık;
Bir fener tesellisi,
Ay ışığından şarkılar...
Bir zamandı
Ve çıplaktı;
Toprağın gölgeli adımlarında
Hep o nisyân.
Uçurum kıyısına kanatlanıp, sevişen
Gözyaşı...
Burgu burgu işlenen yalnızlığın resmi,
Aynalı kaldırımın çehre aydınlığı.
Uzayıp gidiyor şehir nehir kalınlığında,
Yankılanıyor griler içinde
Helezon bir boşluk.
Dudaklarda onca sözün
Lâl lehçesi...
Sır
Sıfır
Hasretin yolunda,
Yorgun denizler üzerindeyiz.
Dile tutsak güneşin kirpiği;
Martıların kanatlarıyla sök bulutları...
Oyalı ezgi,
Yalın sevmek;
Berk uran bir vecdin harfleriyle,
Şimdi tüm şiirlerden akan
Çocuklar...
Bir zamandı,
Islığı yükselen...
Tenime sarılan samt dağ büyüyor,
Sonra sahiller.
Bir notanın ıssız bacağıyla,
Gümüş yalnızlığın kayadan taşı...
Aşk; muallâk bir sızının tenhası,
Geceyle aydınlanan matem.
Nihan bir alfabenin küle yazılmış ilk harfiyle,
Yosunlu bir sarkaçta düğümleniyor vaktin nabzı.
Nilüfer bir kuyu derinliğinde saklı, dilsiz sükût...
Gökten sızan ilmek yerlerinden
Dökülüyor haritalardan silinmiş o uzak hudut.
Metruk bir aynanın kör kuyusunda
Yeniden kuruluyor bu dumanlı bulut.
Sonsuz...
Hiç.
5.0
100% (15)