12
Yorum
45
Beğeni
5,0
Puan
621
Okunma

Keskin bakışlarda isli aynalar,
Savurur gözleri gün kanatlarına;
Evlerin tepelerinde serçeler,
Yırtılan karanlığa üryan bir güneşi koyar.
Örsünde dövülen o sağır vakit...
Ölümden evvel mutlaka
Sabahı görürüm.
Çocukları öpüyorum;
Tuzdan tenlerde öyle ufak
Nabızları...
Kekre bir sızının en toy hali.
Taş bahçelerde çiçekler,
Günaydın gülücükler...
Avuçlarımda hepiniz birer
Uykunun ilmik ilmik vuran sarkacı.
Rüzgar gülünde dönen o sessiz hece,
Çivi gibi saplanan tomurcukların keyfinde.
Sürünüyor eteğim yerde,
Uzun kirpiklerin ıslak yangınlarını kundaklarken göğsüm.
Ararım o kayıp gizi;
Mahzen sessizliğinde birer mil gibi,
Toprağa sımsıkı dokunan ölülerde.
Çetelesi tutulan o dilsiz uğultu...
Yüzünü rüzgara dönmekten korkmuyor gölge.
Sabahlar türkü doğurduğunda dillenen vapurlara;
Keşke kendimi bulsaydın,
Sesini düşüren o yaralı ıslıkta...
Buğulu bir göç telaşında,
Ayazda kesilen o yarım nefes...
Uzaklar da
Yüklenip gitmezdi,
Cepleri şiir dolu paltoları.
Olsun;
Göçen her kavganın ardından
Kent maviyi sırtlanmakta.
Nadasa bırakılmış bir sığınak gibi,
Mayıs yeşili sokakların düşlerine...
Artık yağmur gibi ağlayabilirsin gözümde, anne.
Kozasını yırtan o sessiz fer;
Bahar ağrımaz kara bulutlarda.
Şimdi,
Nereye gitse ruhun,
Ağzından öper serçeler.
Sırrını döken o yorgun hare,
Semada asılı o dilsiz mihver...
Ki,
Yalnızlığa dikili ağaçlar
Ve dikiş izleri belli akşamlar;
Göğe dağılan köklerimdir benim.
5.0
100% (23)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.