11
Yorum
40
Beğeni
5,0
Puan
738
Okunma

Başım menekşenin göğüne...
Sensiz bilmem kaç arşa.
Dalgaların lâl karanlığı geçti;
Koptu içimden girdap, bir tufan,
Dilsiz şelale.
Sarnıcında biriken o isimsiz nâr;
Sabahı kırılan milin boşluğuna,
Hep gövdemi tutan Ay...
Sana doğru.
Kör savurganlık,
Denizin ikiye böldüğü şehir,
Kılcal labirent.
Gecenin gamzesinden uykuyu uçurmuşlar.
Eksik sisin kırbaçlı göğsüyle,
Gidip gelmiş mevsimler.
Safran sızı,
Çıplak bir sükun...
Söktüğüm gölgeler;
Başım ırmağın göğüne,
Sensiz bilmem kaç arşa.
Bir maviye çalan siyah
Ve tortusunda suyun kargaşa hali:
Kurşuni uykusuzluk.
Kaç ev gezdim, ısırgan yalnızlık...
Düzensiz eşiğin çıngırağı kıvrıldığında,
Uykusuz kaç koz’a?
Uykum geliyor benim,
Susan çıkmazlarda.
Issız günlere avlanan
Bir yaprak ertesiyim;
Hatırlıyorum unuttuğum şeyleri.
Gümüşi buğu...
Tunç bir sızının içinde zaman,
Ufalanan bir zemberek tozu genzimde.
Kuşların koluma dövme bırakan rengini,
Camlar tülsüz,
Zer çatlak...
Kıpırtısız ç’ağ (s)ürülen yankı;
Başım yolun göğüne,
Sensiz bilmem kaç arşa.
Kaybol(m)an bekleyişlerin cehennem ıslığı...
Buraya gel ve tut
Düş kelebeklerini bir cümle kıyısına.
Hatırla ayrıntıları;
Yüzümü değdirmeden zifiri sağanak yağmura,
Başım bir güz’ün göğünde.
Bakır ufuk, kaç rüzgar’a (sav)rulan?
Kül ve kehle.
5.0
100% (22)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.