9
Yorum
44
Beğeni
0,0
Puan
606
Okunma
Uçuşan küllerin naralaşan sancısı,
Başımın kıyısına inen zan.
Yangının kirpiklerime işleyen ağrısı,
Düşüyor, uçurumların cümlesine.
Yorgun bir sessizliğe devriliyoruz.
Güllerin avuçlarında alâ bahar,
yıpranmış şiirlerin kabuğunda sancı.
Bir çemberin ortasında üşüyor
Dudağımın yarımlığı.
Demden kopmuş damlayla,
başladı sefer dağlara, korkuya.
Rüzgâr dokunduğu her yerde,
Gözlerime ağladı mı, güldü mü birileri;
Hepsi sırtımda suskun duvar,
Zira, sığınaklar içinde
nöbet tutan bekleyiş.
Renklerin ve seslerin sağırlığında
O, menekşe kokulu gölgedir,
Ayı, şehrin eteklerinden deviren.
Tenimdeki telaş, kuşların ağzıdır şimdi.
Damak telkiniyle zeytinin
O susma yanığı,
o tatlı çaresizlik.
Parmaklarım yaranın galibası;
Bir yonga gibi göbekten ayrılıyor aşk.
Kırmızı bir ışıktır, yokluğu uyandıran,
Eğer acı bu denli ısırıyorsa...
Göğe savrulan duman,
Üflenen her ne varsa üşüyor.
İçimde ve dışımda dolgun deniz;
Öylesine kalabalık kapıda.
Dudaklarımın narin inciği,
fısıldar sırları.
Ellerime açan bahçelerde,
O kocaman ocakların;
Kayıklı seferleri.
Vaktin biriken öksürüğü gibiyim,
Çocukluğumun çıplak sesiyle gölgeler uzanıyor.
Kimse bilmiyor yalnızlığın kaç mevsim sürdüğünü
Ya da bir gülümsemenin
kaç düşüşten sonra affa dönüştüğünü.
Ki, bekliyor orada
Yırtılmadan saklanan bir iz
....
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.