8
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
185
Okunma

Karanlığın süngüsü batıyor
vaktimizden kopmuş gölgeye,
Zaman, sır sırtında ağır bir
yokluk rüyası.
Bir kınından çıkıyor küskün asırlar,
Ölümün ve aşkın kapalı su kenarı,
Yorgun fener
Yalnız
Gece sayıklaması kadar meçhul,
şafağa gebe bir sessizlik gömüsü...
Hiçliğin çukuru
Araf
Kervan taşlarıyla örülmüş eşik.
Aydınlık nameler fışkırıyor toprağın
çıplak uykusundan,
Bir bahar gibi, yakın ve dar,
Muştunun nefesli sızıları,
ah diyen keşişler,
Sağır kuyu
Derin
Ayinsiz bir girdaptan
kendi rüzgârını bekleyen gemilerle.
Gurbet kadar dalgın kapılarda,
Dünya sakallarını uzatmış
yitik göçebelere.
Bir ses ki
Yosunlu kör bakışlarda.
Gömülü şehirden kalma göller,
Kayıp
Lâl düşüncelerde çırılçıplak...
Yedi tepenin üstüne sığınaksınız belki,
Belki sürgünlerle gelen o sıcak yalan.
Geçişi sezilmeyen ayaklar.
Saz ve kül uykusunu ateşe veren,
Bu tarümar zamanın gövdesine
günbatımı renkleri.
Büyülü sunak
Issız
İnsan, ruh kadar kül...
Ve kül, yeniden har.
Ayaz gülüşü öper ruhu
Metruk çağlar,
tozlu tahtlardan bakıyor.
Kimse söyletemez sahillerdeki yokluğu.
Yeniden doğuşa akan o dipsiz su
....
5.0
100% (10)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.