4
Yorum
34
Beğeni
5,0
Puan
555
Okunma
Ve neden sonra,
İnkar derecesine karanlığı yırtıyor aydınlığın Kevser’i...
Gözlerimin süsüne susayan mevsim ırmağı,
cenneti geceye aşerdiğinde
Çelimsiz sağanak iniyor.
Lalettayın günün ardına saklanıyor
renksiz düşler ve kuşlar.
Ruha estetikle oturan, telaşsız manzaranın kıyısına,
Meşalelenen bahçeler gibi harmanlanıyorum.
Göğümün tarlasında yeşile çalan mavi,
Avuç ağırlaşan deniz,
Boşluğu sabırla örüyor içime.
Neyi var acep,
dilime oturan düşüncelerin merceğinde
Yüzümün alfabesinden eksilmeseydi bahar,
Bir şey söyleyecektim toprağında cemreleşen saksıya.
Lakin
Azil ezginin rüzgarında kırılıyor sözlerim.
Duymuş olmalısınız.
Ve neden sonra,
İğde çiçeği kokusu gibi keskin an
Kırağı düşmüş bir merdivende duruyor gölgem.
Nem sızıyor çorak bir yola
Nefti bir çalı fısıldıyor hikayeyi.
Şehla bakan yarınlarımın sedir sehpası,
Üzerinde kilden susuz çömlek.
Sanki sarmal bir burguyla çekilmiş dibe,
kuşların unuttuğu bir ceviz.
Usulca açılır kapı simamdan,
Ruhumdaki sarkaç, maun gölgenin ritmine uyuyor.
O yalın telaşenin sarp yamaçları
Hicranın gümüş bir zırh kuşandığı sükûnet.
Ve neden sonra,
Ayaz bir uykuya dalıyor telin ince sesi,
Bakir bir toprak, göğün tarlasına kurban düşüyor
....
5.0
100% (12)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.