7
Yorum
49
Beğeni
5,0
Puan
803
Okunma
Göz kapakları aralandığında,
ruha düşen bir gölge,
narin çiçeğin ilk
yaprağında muammalı
bir ışıltı ...
Bir şafağın vaktinde,
yabancı ve sonsuzum.
Büyülü bakışlarımın saklı sırrıyla
kıymetli bir sandık gibi uyanırım.
Siyah ve ayazda,
düşlerin avuttuğu gül avuçlarına
ağrımış yollar...
Karanlığın soğuk ellerinde
bir kışın savaşı, dilsiz bir çiçek sıcaklığında.
Ve bir ırmak coşkunluğunda
sürüklenirken dizelerim,
dağların o heybetli duruşu,
suların durulmayan akışı için,
küçük bir gül için...
Oysa şimdi,
Yeşillerimi ayazlar aldı,
sen tut elimi.
Varlığın en keskin bıçağı,
yokluğun en derin kuyusu,
hiçlikle dans eden sessizliğin
en iyi dili.
Yorgun ruhum,
tüm kelimeler suskunluğa kavuştuğunda
yeniden doğmaya hasret.
Sensizlik,
duvarları olmayan bir boşluk gibi
yutuyor her şeyi.
Ve işte o zaman,
En çok da sessizliğin sesini...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.