7
Yorum
28
Beğeni
5,0
Puan
360
Okunma

Gümüş bir sancı asıldı güneşle;
Ay mavisiyle durduk,
en güzel yerinde işrak vaktinin.
Gölge danteli çözülürken tenimizde,
kudemâ külü eriyen sessizliğin soluğunda:
yorgun yeşil...
Batınımda hâr’lı bir ateş.
Aynaya baktım:
simli bir sızı, sonsuzluğun uçları;
nane kanatlarında ân-ı seyyale ipiltisi...
Düş yarası bir sevda, sabaha uyanan,
bulutlu bir sessizlik.
Hiç unutmam sarışın esintide;
toprağa düş döken söz sürgünü rüzgâr’ı...
Ağzımda havalanan kuş harfleri,
gölgeli tan’da kokum;
ayaz pencerelerin ziyâsı sönük odaları...
Efsunlu kelâmınla,
bana bir gökyüzü çiz;
inc(ik)elsin ayakbileklerim.
Dilimin sandalı biçer başaklı devranı,
kalbimin üstünde tohum toprağı yırtar.
-Yüzümde sürmeli bir uyku-
Sîm-ber bir sesle uyanır şehir;
uykunun avlusuna çoğalır,
serin gecenin boynunda güneş.
Ey ruhumun gölgesindeki jâle tazeliği!
Ay’ın ilk dördündeyken, hilâl sancısıyla kalemin,
gün doğuyor bir yerlere;
kıvrılıyorum t’enine,
özlem ıslağıyla.
Başını suya vuran meczup akışta; dudaklarımın
lü’lü çiçeği...
Nihanımda, kehkeşan saçlarıyla akan
orman ırmağı.
Nur tutan ellerime usulca seslen;
bir şiiri okuyorum,
diriliyor aynada takvim, yeryüzü sükunetiyle.
Derununda bir yerde ahzer bir derinlik,
yıldız kökleri;
g’özlerimin baktığı yer,
biraz deli ve kıvırcık...
Yüzümün nâr-ı zebân yangını,
vazgeçilmez ıslık.
Cam gövdeli dağların tepesinde,
su atları...
İner düş basamaklarıyla sesime;
sonsuz bir yağmuru geceye dokur,
tahayyül eden laciverd boşlukların deniz göğsü.
Sus!
Ay mavisiyle açılır güneş.
5.0
100% (14)