1
Yorum
20
Beğeni
5,0
Puan
219
Okunma
Onca hevesle,
rüzgâr hafifliğiyle akıyor
gölgelere susamış yağmur.
Şehir yürüyor;
avcumda atan yorgun bir ufuk nabzı,
ben, uykularla bir.
Sahipsiz rüyalar örtüyor üstümüzü,
gökyüzünden dökülen gümüş bir kül gibi...
Bir sel şarkısıdır şimdi
yakınımdan geçen
çıplak atların.
Titrek gök;
yıldızları perdeleyen poyraz ışık...
Yorgunluğun sırrında, sırı dökülmüş ıssız güzellik;
gözlerimin uçan dumanı.
Gecelerin milinde mola verdiğim bahçeleri,
gül ve düş renginde ipi kopmuş dalları
akıyor sonra,
sonrasızlığın gidişine.
Uykusuzluğun başına atılan gri bir ilmek: göğün dudağı.
Alıp götürecekler, eriyen hiçle suretimin kaldığı yeri;
—sesimde ince bir akasya—
Her şeyle bir akıyoruz;
alacalı bir harman zaman...
Ölüp ölüp dirilmenin tortusu geçer serçelerle
hecelerimin ırmağından,
bulut kervanıyla.
Sonra bir yaprak tırmanır gözyaşı başağına;
onca hevesle gölgelere susarız
....
5.0
100% (11)