2
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
216
Okunma
Pencere önünde lâyezâl bir akşam;
Duvar siyah bir at, şehir hâmûş...
Gökler perde gibi sarkıyordu
sermedî geceye.
Uyku bâdiyelerinde avare bir ruh,
Nazar değmiş bulutları sayarken;
Bir sarsar sızdı aynalarına odanın.
Duman ve yosunlu bir nağme,
Fener ışığında ipek bir dal gibi titredi;
Ve kuşlarla savrulan uçurtma,
Gurbete yazılmış bir çığlık taşıdı.
Toprak kokan menzil vaktiydi;
Kervan sellere tutulmuş,
Tufan dudaklar, kızıl bir alevle konuşuyordu.
Bir damla su, ırmağa yakın...
Karınca sabrıyla yürüyen sevda,
Çocuğun çehresinde masum bir gül açtı.
Ey bahar, dedi içimdeki türkü,
Cemre düşmüş gibi turuncu.
Bütün çiçekleri yaprak yaprak süsleyen,
O gizli Ülfet durağı.
Bazen mavi bir nefes,
Bazen kanla karışan fırtına;
Gölgeler arasında ılgıt bir ağız,
Her şeyin kalbinde saklı testi.
Ve kapı aralandı sonunda;
Akşamın siyah perdesi kalktı,
Tutkun bir çığlık kaldı yalnız.
Gökler,
Yakın bir alev gibi
....
5.0
100% (9)