16
Yorum
58
Beğeni
5,0
Puan
743
Okunma


Didem Madak’a
Gece saçlı çocuk,
Kareli kağıtları kırpıp düşler kurarken,
Gümüş fenerin huzmesiyle,
Yüzyıllık duvarları aşan öykü
Yosun kokulu ıslaklığa karışıyor.
Mavi şemsiye altında,
[“Bir çocuk gibi, elinde ölü bir kuşla
Tanrı’nın kapısını çalan o çocuktum ben”]
Gri zamanın göbeğini kalemle yaralıyor.
Akşamın mor etekleri yıldızlara süzülürken,
Kiraz bahçelerinin derinliğinde sükût ediyor kuşlar.
Kocaman ay, dağların sırtına mühür.
İncecik çocuk, karanlığın kuytusundan
Avuca sığan gülümsemeler üflüyor.
Tahta perde sarmaşıklarla aralanıyor,
Buğday tarlaları rüzgarın ezgisiyle sarıya duruyor.
Çadır kenarında karpuz dilimi, yaz rüyası;
Nergis kokulu sabahın uçucu kanatlıları uyanıyor.
Sürme çekilmiş gözler dip dehlizlerde,
Islak dudaklarda yağmur damlası, fesleğen rayihası.
[“Çiçekli şiirler yazmak istiyorum bayım.”]
Avuçlara bırakılan gümüş kırıntılar, yorgun tesbih;
Şiirden dökülen oya, öptüğüm an.
Zaman, karanlık perçemlerini dünyaya savururken,
Şehir nemli suyun üzerinde salınıyor.
Ateşin başında ömür demleniyor,
Sözler parantez içinde güneşin damlasına duruluyor.
Geriye toz ve sesten gayrı hiçbir şey kalmadı;
Mavi bir yoldan yüzler akıyor, yüzyıllar geçip gidiyor.
İçimdeki çocuk, yıldızları avuçlarına sığdırıp
Karanlığın kıyısını kırmızı mumla örüyor.
...
5.0
100% (25)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.