4
Yorum
27
Beğeni
5,0
Puan
332
Okunma

Ebru’nun renginde sızıydı,
kirpiklerim.
İlmek atılıp beklenen bir işleme gibi.
Güne bakan bekleyişin durağında,
Issız odada bir düş, soluksuz.
Öylece…
Ödünç alınmış yüzler, eğri büğrü gölgeler:
Zamanın eteğinden düşer gibi geçtiler.
Aradıkları visal miydi
Sırtlarında zamanın tezhip edilmiş ağırlığı.
“Değişiyor her şey,” bir ezgi,
Kurumuş nehir yataklarında yeni yollar.
Ayaklarında kumların tozu,
Göğüslerinde esen fırtınanın uğultusu,
Çıplak raksın titreyişiydi,
Sadece geçtiler.
Göçebe bir sırrı taşıyan yolcular,
Kendi gül ilkesinin peşinde, buğday taneleri...
Herkes kendi boşluğuna sığındı.
Hiçbir iz sürmeden koptular benden.
Avazım küpün içinde.
Zamanın “gök geçer” dediği ani boşluk.
Gözlerinde asi bir atın koşusu,
Peşlerinden rüzgar düşüyordu.
İpekten gülüşün solgun rengi kaldı.
Köhne kapıları kapayıp,
İçimde büyüyen yangına kör bakarak
İz bırakmadan geçtiler.
O derin çukurda ağu,
Bekleyişin duvarı…
Kün emrinin sırrına ermiş gibi, sessiz.
Sis yüklü ağaçlardan süzülen ışık,
Geceyi delen kanat hışırtısıydım.
Çocuksu bir çırpı ateşi kadar sığ
Bir yağmur damlası düşsün
Şiirin kolları sarsın, martılar kalksın göğe…
Ama o kalabalık yüzler ve asi atlar
Hiçbir iz sürmeden koptular benden
...
5.0
100% (14)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.