8
Yorum
43
Beğeni
5,0
Puan
632
Okunma

Gümüş akşam.
Muğlak bir temevvüc.
Yosunlu kıyıda
Dallarından çözülür yorgun rüzgârlar.
Neyin nefesinde
Kan rengine çalan duman.
Göğün saydam tavanında
Fersiz bir müşahede;
İçe çöken infial.
Ay, kör bir ozanın
Avuçlarından dökülür.
Leylakî şafak;
Kırık yaşamın intizar yokuşu,
Kırçıl bir ırmak gibi boynunu eğer;
Ölümün yitik dantelinde
Lacivert bir kuşak kalır.
Ben seni
Kıyıya vurmuş gemilerin çeperinde,
Mücellâ bir hayal gibi erirken sular,
Uyuyan tuz kokusunda,
Hülyanın yeşil tılsımlar ördüğü
Uykusuz duraklardan kanarım.
Bir kış gelir sonra
Omuzlarında beyaz martı
çığlıkları taşıyan;
Orman, uzun bir sakal gibi
uzanırken ufuklara
Rüzgâr, dağların cebinden
Fosforlu gölgeler çalar.
Ve yaşam
Bir tay gibi ürkü
Kül kokulu.
Çanlarda üşür uzaklığın sesi.
Zaman kendi uykusunda erir,
Kuklalar yaşama sığınırken.
Sonra sesin
Kuruyan boşlukları
Kızıl kuşlar doldurur.
Yükselir nalların hezeyanı.
Denizler büyür;
Geride çürük birkaç yaprak,
Dudaklarımda sonbahar yarası.
Şimdi ziftin dallarında
Kırmızı bir çığlık.
Bir akşamüstü camlara
Özlemin sürgünü
....
5.0
100% (27)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.