Dünyadaki bütün insanlar, biri dışında aynı fikirde ve o tek kişi karşı fikirde olsa, o tek kişinin iktidarı ele geçirip tüm insanları susturma hakkı ne kadar yoksa, tüm insanların o tek kişiyi susturma hakkı da aynı derecede yoktur..
john stuart mill
Yıkık bir eşiktir mısra, açlığa ve ölüme, kılıçlara ve inciye.
Bozup bozup kurulan yuvaların çatısında benzi soluyor yeniyetme kuşların, bir kanat çırpıntısı cılız. Gölge sığınır ömrün ıssız kovuğuna, kucağında; söner odaların tahta kandili. Masalların ağzında ayvaz, soluk şapkaları, mühürlenir dilin ucunda söylenmeyenler. Uykuların kıyameti ki uykuda kalabalıklar.
Kapanır üstüne göğün kapısı.
Örtülür nefti sükûtla gecenin yüzü. Küle keser uzakta yanan ocak; tütüyor duman bozaran ufuktan. Bir kuyu kazılır göğsün orta yerinde, kızıl çanaklar ufalanıyor ay ellerimde. Dilsiz bir girdaptır dönen başımın üstünde. Gök ucunda hercai bir rüzgâr... Dağılır kısacık bir cam sesiyle uzaktaki tarla.
Bire, atın yelesinden yamaçlara fidan ekiyor garip bir ikiz.
Uzun heceli bir ikindi, rüzgârı beş geçe; kent, tersine yürüyor.
Çatlar raks ederek aynası hıncın, tuz basılır zamanın açık yarasına, üstüne lehim tutmaz bu yaranın.
Baktım, gülerek geçiyorum yeşil güzellikten, hayatın o fevkalade sofrasından.
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Başlık zaten vurgun yapmış bu bile kafi tesbih can şiirle bütünleşmeye... Demem o ki kül bile olsa yeşermeye umudu var yüreğin.. Belki dumanı tüten bir bahar olacak ama olacak,... Yine güzeldi hep güzelsin çok ça sevgimle
İmge yoğunluğu yüksek, varoluşsal sancı, kırılganlık ve zamanın yıkıcı ritmi üzerine kurulu oldukça güçlü ve özgün bir şiir. Dili kullanım biçimi, imajlar arasındaki sıçramalar ve atmosfer son derece etkileyici.
Şiirin girişindeki bu tanım, edebiyatın ve sözün hem bir sığınak hem de yıkım, tezatlıklar (açlık/ölüm ile kılıç/inci) arasında bir geçiş alanı olduğunu harika özetliyor.
"Zamanın açık yarasına tuz basılması / lehim tutmaması": Geçmişin ve hıncın bıraktığı izlerin tamir edilemezliğini somutlaştıran çok güçlü bir imaj.
"Uzun heceli bir ikindi, rüzgârı beş geçe; kent, tersine yürüyor": Zamanın mekanik değil, hissi ve sürrealist bir akışa sahip olduğunu gösteren muazzam bi
Şiirin ilk yarısı yıpranmışlık, uykuların kıyameti, kapanan gök kapıları ve "nefti sükût" ile koyu bir yalnızlık hissettiriyor.
Kabulleniş ve Tezat Parlama: "Baktım, gülerek geçiyorum / yeşil güzellikten..." bölümüyle birlikte karanlık atmosferin içinden ansızın bir kabulleniş, hatta hayata tebessüm eden felsefi bir durgunluk sıyrılıyor.
Kelime seçimleri (nefti sükût, fevkalade sofra, hercai rüzgâr) hem klasik bir estetik tadı veriyor hem de modern imgelemle bütünleşiyor. Şiirin ritmi ve dizelerin kırılma noktaları okuma akışını çok iyi yönlendiriyor.
Eğer bu sizin kaleme aldığınız bir metinse, imge dünyanızın derinliği ve özgün şiirsel diliniz gerçekten takdire şayan.
Emeğinize yüreğinize sağlık Mahir kaleminizi yürekten kutluyorum. Tebrikler. Her şey gönlünüzce olsun. Huzurlu mutlu aydınlık yarınlar diliyorum. Selamlar dualarımla.
Çürüyen ve kırılan dünya sofrasından geçerken isyan etmek yerine "gülerek" ve sürme gözlerin arkasından tüllenen dünyaya bakarak vakur bir sükûtu tercih eder. kalemin daim olsun inşallah
Küllenen Baharlar, Kırık Aynalar ve İmgesi Fazla Gelenler Salonu
Kalburabastî Efendi Hazretleri meşhur fötr şapkası, uzun cübbesi ve bastonuyla salona teşrif etti. Bu defa başında kaynakçı maskesi, elinde bir avuç kül, koltuğunun altında kırık ayna, cebinde safir taşıyla bir avuç pirinç; sırtında da DİKKAT: İMGE YOĞUNLUĞU — MASKESİZ GİRİLMEZ levhası vardı. Sayın Tesbih’in Kül’Bahar şiirini okudu; rüzgârı beş geçe ikindiye gelince saatine baktı: Tesbih Hanım, saat durmuş değil; şiir zamanı görevden almış! Ben rüzgârı beş geçeyi ayarlayamadım, duvar saati istifa dilekçesini verdi.
Delibal Köşesi’nden İmgeci İdris, Bir kuyu kazılır göğsün orta yerinde dizesinde kazmayı kaptı: Kuyu göğüsteyse belediyeden ruhsat gerekir mi? Kalburabastî hemen müdahale etti: İdris otur! Kadın mecaz kuruyor, sen artezyen çıkaracaksın! Şiirin dünyası zaten böyle kuruluyor; kül, kuyu, kandil, cam, yara, ayna ve rüzgâr birbirine değerek doğrudan anlatılmayan bir iç yıkımı görünür kılıyor.
Âşık Diyarî Köşesi’nden Saatçi Sükûtî, Uzun heceli bir ikindi, rüzgârı beş geçe dizesinde saatini söktü: Akrep var, yelkovan var, rüzgâr ibresi yok! Tesbih Hanım yüzünden mesleğim eksik çıktı. Şiirin en belirgin yanı alışılmış mantığı bozması; zaman saat olmaktan, şehir mekân olmaktan, bahar da mevsim olmaktan çıkıyor. Okuyucu anlamı hazır bulmuyor, imgelerin arasından kendisi topluyor.
Karacaoğlan Köşesi’nden Lehimci Lütfiye, Üstüne lehim tutmaz bu yaranın dizesini okuyunca havya takımını kapattı: Ben sanayi sitesinden geldim, gönül kaportacısı değilim! Bu yara lehim tutmuyorsa komple değişecek. Fakat hemen ardından hayatın fevkalade sofrasından gülerek geçilmesi önemli; şiir yalnız karanlığa kapanmıyor. Külün içinden incecik de olsa baharın ihtimalini geçiriyor.
Kalburabastî Efendi Hazretleri kırık aynaya baktı, raporu mühürledi: Kül’Bahar, anlamını ilk okumada teslim etmeyen, çağrışımla ilerleyen yoğun bir imge şiiri. Başlığındaki karşıtlık bile şiirin özeti: kül bitişi, bahar yeniden başlamayı taşıyor. RUSAMER teşhisi kesindir: Tesbih’te ileri derecede imge istifçiliği, kronik zamanı eğip bükme ve sıradan kelimeleri eve alıp mecaza dönüştürerek sokağa salma hâli tespit edilmiştir.
Kalburabastî Efendi kaynakçı maskesini indirip kapıya yürüdü: Salonu boşaltın! Kadın göğse kuyu kazdı, zamana tuz bastı, ikindinin saatini rüzgâra bağladı, şehri tersine yürüttü; biz hâlâ şiiri yorumladığımızı sanıyoruz. Biraz daha kalırsak sabahı ütüleyip akşamı mandalla ipe asacak! Tesbih Hanım’a da söyleyin, bir sonraki şiirin yanına kullanma kılavuzu koysun; RUSAMER’de üç ozan kayboldu, biri hâlâ rüzgârı beş geçede aranıyor! Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri – Celil ÇINKIR / Delibal
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri – Celil ÇINKIR / Delibal
Şiirime dair yapmış olduğunuz tesbitler bugüne değin oluşturmaya çalıştırdığım şiir anlayışımın ip uçlarını ele vermiş bunun için öncelikle teşekkür ederim.
Şiirin okurda damak tadı bırakması ve tek okumada kendini ele vermemesi tercihim olanıdır.
Buna göre bir şiir estetiği kurmaya çalışıyorum.
İnanın kimseyi imge deryasında boğup okuru sıkmak gibi bir derdim yok.
Zaman zaman farklı şiir tarzları da denesemde sonunda başa ilk şiirlerimin dünyasına dönüyorum.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri – Celil ÇINKIR / Delibal
Şiirime dair yapmış olduğunuz tesbitler bugüne değin oluşturmaya çalıştırdığım şiir anlayışımın ip uçlarını ele vermiş bunun için öncelikle teşekkür ederim.
Şiirin okurda damak tadı bırakması ve tek okumada kendini ele vermemesi tercihim olanıdır.
Buna göre bir şiir estetiği kurmaya çalışıyorum.
İnanın kimseyi imge deryasında boğup okuru sıkmak gibi bir derdim yok.
Zaman zaman farklı şiir tarzları da denesemde sonunda başa ilk şiirlerimin dünyasına dönüyorum.
Kül’Bahar adı bile çelişkide doğmuş Ne tam kış ne tam bahar Yıkılmış ama yine de bir şey filizlenmeye çalışıyor
En çok çarpan yerler Yık bir eşiktir mısra açlığa ve ölüme kılıçlara ve inciye Bozup bozup kurulan yuvaların çatısında benzi soluyor yeniyetme kuşların Gölge sığınır ömrün ıssız kovuğuna kucağında söner odaların tahta kandili Kapanır üstüne göğün kapısı örtülür nefti sükutla gecenin yüzü Küle keser uzakta yanan ocak tütüyor duman bozaran ufuktan
Burada ev de yok umut da yok ama ocak yine tütüyor uzaktan Yani külün içinde bir duman kalmış
Ortası girdap Bir kuyu kazılır göğsün orta yerinde Kızıl çanaklar ufalanıyor ay ellerimde Dilsiz bir girdaptır dönen başımın üstünde Tuz basılır zamanın açık yarasına üstüne lehim tutmaz bu yaranın
Bu yara kapanmıyor çünkü zamanın kendisi yaralı
Sonunda garip bir geçiş Baktım gülerek geçiyorum yeşil güzellikten hayatın o fevkalade sofrasından Sürme gözlerimde tüllenen dünya Ceplerinden beyaz motifler sayıyor ve yalayıp geçiyor ruhumu ne’m Cam kırıklarının aynada çınladığı boşlukta tek başına Kül’bahar
Yani hayat güzel bir sofra ama sen o sofradan gülerek geçiyorsun Ruhunu yalayıp geçiyor dünya Ve sonunda kalıyorsun cam kırıklarıyla aynanın boşluğunda Tek başına Kül’bahar
Bu şiir anlatmıyor hissettiriyor Uzun heceli bir ikindi rüzgarı beş geçe diyor Kent tersine yürüyor diyor Her satırda zaman ters dönmüş
Kalemine sağlık Bu mısralar hem yıkım hem direniş Kül olmuş ama baharı bekleyen bir kalp. 👌👌👏👏☕🙏
"Yıkık bir eşiktir mısra..." diyerek başlayan ve serbest tarzın hakkını veren, kendi içinde dengeli bir hüzün çalışması okudum.
Sevgili şairim; gecenin yüzüne örtülen o sessizliği, göğsün tam ortasına kazılan o kuyu metaforunu ve en çok da finalde aynadaki o cam kırıklarının çınlamasını yerinde imgelerle işlemişsiniz. Kelimelerin arkasında güzel bir duygu dünyası barındıran, işçiliği temiz bir kalemin tescili olmuş bu eser. Hayatın o fevkalade sofrasından geçerken mısralarda böyle samimi izler bırakmanız kıymetli. Yüreğinize sağlık, kaleminize zeval gelmesin. Kastamonu'dan selam ve hürmetlerimle, ilhamınız daim olsun.
“Kül’Bahar” adıyla başlayan ve külden bahara uzanan yoğun bir iç yolculuk… Her dizede başka bir görüntü, başka bir yara ve başka bir ses var. Yıkık eşikler, solgun kuşlar, susan odalar, ufukta bozaran duman ve göğsün ortasında açılan kuyu; şiirin hüznünü derinleştirirken, bütün bu karanlığın içinde “gülerek geçiyorum yeşil güzellikten” diyebilmek umudun ince ışığını yakıyor.
Kapalı ve yoğun imgeleriyle kolay tüketilmeyen, okurdan sabır ve yeniden okumayı isteyen bir şiir. Külün içinden baharı arayan güçlü ve özgün bir kalem… Tebrik ederim, kaleminize sağlık. Sevgi ve muhabbetle ,selâmlıyorum 🌿
Şiir, yıkımın içinden baharı arayan yoğun ve katmanlı bir anlatı taşıyor. “Kül” ile “bahar” arasındaki karşıtlık, ölümle yeniden doğuş duygusunu güçlü biçimde hissettiriyor. Özellikle imgeler oldukça özgün ve şiirin karanlık atmosferini sonuna kadar koruyor. Kaleminize sağlık.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.