0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
72
Okunma
Kozadan Kalan
Sen hiç ipek böceği gibi
kendi kozanı yarıp çıkarken
ardında bıraktığın karanlığa dönüp baktın mı?
“Sonra ne olurum?” diye değil,
“Kim olurum?” diye sordun mu kendine?
Acele ettin…
ölmeyecekmiş gibi yaşadın,
ama yaşamadan geçen her anın
boğazında düğümlenen bir “ah” oldu mu hiç?
Hayallerin…
yarım bırakılmış bir mektup gibi
masanın köşesinde sarardı mı?
Ümitlerin,
sana küsüp gitmeden önce
son bir kez adını fısıldadı mı?
Bak…
ne umduysan eksildi,
ne bulduysan içini doldurmadı.
Seçimlerinin ağırlığını
gecelerin omzuna bırakıp
“Bunu ben mi yaptım?” diye
kendinle yüzleştin mi?
Kelebek misali ömrümüz…
renkli ama kısa,
güzel ama kırılgan.
Kimse bana
yaşayıp da öldüğümüz gerçeğini
unutturamadı.
Gösterdiğin sevgi…
bir başkasında eksik kaldı mı?
Yokluğunda bile
adınla ısınan bir kalp
başkasında üşüdü mü?
Hayat…
bir yol değil sadece,
bir seçimler zinciri.
Rota ister, hedef ister—
ama en çok cesaret ister.
Çünkü bilirim,
hayal kuramayan
gerçeğe asla imza atamaz.
Biz…
bir sofrayı paylaşır gibi
bölüşürdük hayatı:
ekmeğimizi, sevgimizi,
şefkatimizi…
ve ben,
senin yüzüne değen tek gülüş oldum belki.
Ama sen…
içimde sayısız hançer bıraktın.
Her biri adı konmamış,
her biri sessizce kanayan.
Şimdi bakıyorum da—
her yer böyle insanlarla dolu:
iyiliği eksilten,
kalbi kirleten…
Oysa iyilik…
yapıldıkça büyüyen bir şeydi.
Ve biz,
en çok da onu kaybettik.
Ve sonra…
bir sabah uyandım,
senin bıraktığın boşluk
benden daha gerçekti.
Adını anmadan da
canımın yandığını öğrendim,
çünkü bazı acılar
isimle değil, izlerle yaşar.
Senden geriye
ne bir söz kaldı tutunacak,
ne de bir gölge sığınacak—
ama garip olan şu ki,
yokluğun bile
varlığın kadar ağırdı içimde.
Ben yine de…
kırıldığım yerden büyümeyi denedim.
Her hançeri tek tek çıkaramadım belki
ama kanayan yerlerime
sabırla dokundum.
Bir gün dedim ki kendime:
“Her giden eksiltmez,
bazıları öğretir.”
Ve sen…
en zor dersim oldun.
Şimdi anlıyorum—
ipek böceği kozasından çıkarken
sadece değişmez,
aynı zamanda geride kalanı da terk eder.
Ben terk edemedim seni,
ama kendimi bıraktım bir yerde…
işte en çok orası acıdı.
Zaman geçti,
yaralar kabuk bağladı
ama unutma—
her kabuk, altında bir hikâye taşır.
Ve ben…
artık kelebek gibi değil,
kendi ağırlığıyla uçmayı öğrenen
bir kalp oldum.
Eğer bir gün
sen de dönüp bakarsan geçmişine,
belki anlarsın—
bazı sevgiler
yaşanmak için değil,
insanı değiştirmek için gelir.
Ve biz…
belki bir hikâye olamadık,
ama bir gerçeğin
en derin cümlesi olduk.
Kozadan Kalan
Sen hiç ipek böceği gibi
kendi kozanı yarıp çıkarken
ardında bıraktığın karanlığa dönüp baktın mı?
“Sonra ne olurum?” diye değil,
“Kim olurum?” diye sordun mu kendine?
Acele ettin…
ölmeyecekmiş gibi yaşadın,
ama yaşamadan geçen her anın
boğazında düğümlenen bir “ah” oldu mu hiç?
Hayallerin…
yarım bırakılmış bir mektup gibi
masanın köşesinde sarardı mı?
Ümitlerin,
sana küsüp gitmeden önce
son bir kez adını fısıldadı mı?
Bak…
ne umduysan eksildi,
ne bulduysan içini doldurmadı.
Seçimlerinin ağırlığını
gecelerin omzuna bırakıp
“Bunu ben mi yaptım?” diye
kendinle yüzleştin mi?
Kelebek misali ömrümüz…
renkli ama kısa,
güzel ama kırılgan.
Kimse bana
yaşayıp da öldüğümüz gerçeğini
unutturamadı.
Gösterdiğin sevgi…
bir başkasında eksik kaldı mı?
Yokluğunda bile
adınla ısınan bir kalp
başkasında üşüdü mü?
Hayat…
bir yol değil sadece,
bir seçimler zinciri.
Rota ister, hedef ister—
ama en çok cesaret ister.
Çünkü bilirim,
hayal kuramayan
gerçeğe asla imza atamaz.
Biz…
bir sofrayı paylaşır gibi
bölüşürdük hayatı:
ekmeğimizi, sevgimizi,
şefkatimizi…
ve ben,
senin yüzüne değen tek gülüş oldum belki.
Ama sen…
içimde sayısız hançer bıraktın.
Her biri adı konmamış,
her biri sessizce kanayan.
Şimdi bakıyorum da—
her yer böyle insanlarla dolu:
iyiliği eksilten,
kalbi kirleten…
Oysa iyilik…
yapıldıkça büyüyen bir şeydi.
Ve biz,
en çok da onu kaybettik.
Ve sonra…
bir sabah uyandım,
senin bıraktığın boşluk
benden daha gerçekti.
Adını anmadan da
canımın yandığını öğrendim,
çünkü bazı acılar
isimle değil, izlerle yaşar.
Senden geriye
ne bir söz kaldı tutunacak,
ne de bir gölge sığınacak—
ama garip olan şu ki,
yokluğun bile
varlığın kadar ağırdı içimde.
Ben yine de…
kırıldığım yerden büyümeyi denedim.
Her hançeri tek tek çıkaramadım belki
ama kanayan yerlerime
sabırla dokundum.
Bir gün dedim ki kendime:
“Her giden eksiltmez,
bazıları öğretir.”
Ve sen…
en zor dersim oldun.
Şimdi anlıyorum—
ipek böceği kozasından çıkarken
sadece değişmez,
aynı zamanda geride kalanı da terk eder.
Ben terk edemedim seni,
ama kendimi bıraktım bir yerde…
işte en çok orası acıdı.
Zaman geçti,
yaralar kabuk bağladı
ama unutma—
her kabuk, altında bir hikâye taşır.
Ve ben…
artık kelebek gibi değil,
kendi ağırlığıyla uçmayı öğrenen
bir kalp oldum.
Eğer bir gün
sen de dönüp bakarsan geçmişine,
belki anlarsın—
bazı sevgiler
yaşanmak için değil,
insanı değiştirmek için gelir.
Ve biz…
belki bir hikâye olamadık,
ama bir gerçeğin
en derin cümlesi olduk.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.