13
Yorum
43
Beğeni
5,0
Puan
575
Okunma

İsli bir tortu sesleşiyor sığlıkta,
Sürgün bir dilsizlik...
Hiçlikten topladı göğü dalgınlığın.
Kaldırımların iz doğurduğu sokak,
Mahşer itilişi;
Öteki bir yalnızlığı sırtlanmış buz salkımı.
Kıymıklar batar izlere...
Eğreti değişmenin yama tutmayan
kesilmelerinde,
Ufalanır adımlarım;
Ayaklarım hâlâ iyiler.
Gözümün öz yangınında,
havada eriyen çocuklar;
Sıvası dökük düşler...
Suskunluğun yatağı bilmez yaşımı,
Döner gidenlerin sofrasıyla başımdaki
uykuya.
Karanlık, renkli kuşlarla uçuyor seste,
Sürgüsü çekik buğu...
Evler boşluğa ısmarlanmış,
hayallerin peşi sıra.
Silinen saatlerden sakınıyorum denizleri;
Dili sürçen ömür...
Gün, akşamlara yanaşan gülün içimdeki hüznü.
Sancılı sayıklamalarla tenimin göçebesinde;
Dışarıya çıksa şehir,
Dağılır korkular bir hayli uzağa.
Yağmurları alırım ellerinden,
Kökleri sızlayan gölge...
Annenin ağacına...
Küçük depremleri omuzlardan.
Açılır eşikler;
Aklımın yokuşuna usanır,
kendime bakan sağanaklar.
Ey kentin gürültü kokan aynası,
Düşte ve dilde sağ bir yüz...
Ölümü yendiğimizde,
iyidir yan yana olmamız.
Kendi kabuğuna yabancı,
yarım gülüşlerde
Hep bir şeyler eksik...
Gecenin son basamağı sabaha kırıldığında,
Düşecek gölgeler en kuytulara.
Savrulacak her şey, rüzgâr geldiğinde.
Ellerimizde boş kafes.
5.0
100% (25)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.