7
Yorum
27
Beğeni
5,0
Puan
421
Okunma

Kurşuni bir çark dönerken,
yaz koptu ayrı yönlere dağılan rüzgarlarda.
Saçlarımın kımıldanışına tanık dokunmalar,
beni şarkılarından düşürdü; ışıklarından...
Ötelere gittim;
ve biraz daha şehirler geçtim yorgun.
Çatlak bedenimde yaşlanmış tarih...
Soğuk geliyor,
yeni doğmuş gibi yaslan kendime,
bir ağaç daha kanarken.
Sabah ölümle başlıyor.
Sancılı
bir eşikte
asılı kalır güneş;
içimdeki çocuktu, hapsetmeden önce ırmakları
gözlerimin tonuna...
Yüzümü toprağa gömen masalın uykusuzluğunda,
akşamları susarım.
Deniz, karanlık bulutlardan ölü şairler toplar;
özlerim kar balkonlarından umudu.
Boyuna genişleyen yara,
içimde büyüyen acı...
Talan edilmiş bir anın çürük bahçesinde,
yürür hüzün odalarına cebimden akan sonsuzluk.
Boşluğa atılan yarınlarda kağıttan gemiler,
kırık ayları yüzdürür.
Bakakalırım; şiirler düşerken ayrılığa,
bakakalırım durmadan çocukluğuma.
Dudağımdaki suskuyla biter kelebekler;
Keskin bir çığlık,
zift karası bir uykuda...
Ve herkes...
Cama dayalı hırıltıda ölü bir bahar;
halbuki güneşini içerdim, gökyüzü teninden.
Kendimi uçurumlarda sınıyorum;
yalnızlık yeşilleniyor,
ben soluyorum.
Gölge...
Yutkun.
Sesimi de al.
5.0
100% (16)