8
Yorum
34
Beğeni
5,0
Puan
507
Okunma

Nâr dindi,
Nur indi.
Sırma çektim hicranın kör düğümüne,
Zulmetin rahmete varmasıdır meltemi doğuran.
Sırlar istiflenmiş asmalarda; olgun bir rayiha,
Bakışlarına uzanan şefkatli bir gül hattı.
Mihrap uyanışı,
Menzil.
Teninde bir samyeli; buz tutmuş asırları eriten.
Vuslat; şerbetini içtiğim mevsimsiz bahar,
Eşiğinde çiçekler serpilip duran; en taze maya.
Gürleyen bir kalbin zaferidir geçen yıllar,
Bâki bir ruh; içinde kanatlar, uyanışlar...
Hararet soluğu,
Zeval.
Cebinden sızan ayaz buğusu, kış gölgeleri.
Ufuk renginin nihayeti,
Rüyalarda gün sayan suret.
Gülün sinesinde sönen ikindi tebessümü,
Zamanın çağlayanında biçilen ömre inat,
Issız bir sahra sürüsü gibi geçen geceler...
Pencere yollarına usulca büyüyen melâl,
İsyanın isi,
Talan edilmiş sokakların yelesinde...
Korkunun sildiği o kederli dudaklar...
Sıyrılıyorum, hüznümden.
Efsunlu kanat,
Ferman.
Gecenin lacivert deryasında bir kuşun avazı,
Gözlerime düşen buseden hayaller devşiriyorum.
Kendi cevherine açılan ziya,
Duhan durağında vuslat rayı.
Ten; gurbetin son kıyısı,
Dalga dalga olup taşar aşka.
Vurulur boynu tüm ayrılıkların.
Dem vakitleri;
Dik yokuşlu huzur,
İnşirah sağanağı,
Lâmekân.
Her katrede derya bakışlı şafak.
Efsunlu bir sığınak;
zamanın dişinden kaçırdığım salkım.
Kucak açan iskeleden.
5.0
100% (16)