4
Yorum
33
Beğeni
5,0
Puan
676
Okunma

Işıltı bıçakların ucunda tünemiş bir uykudur bu.
Kuşları vuran yangın,
kendi kanatlarında sönmeden;
Karanlığın ıslığı,
perde perde asılır uykulara.
Dünyanın soluğunda kanayan güller,
yüzümün coğrafyasında bir düş’le ıslanan,
demlenen şarkıların sabah teninde yol
içimde ağır ağır azalan ağaçlar...
bir aynanın kırığında unutulmuş yüz gibi
yabancıyım dünyaya;
kendi sessizliğimin sarnıcında sular çekiliyor,
toprak çatlıyor.
Çadırlı ellerimin avlusuyla dağıttım yağmurları,
üşüyen sevinçlerin aşk ırmağı
geçmeyen çıban ağrısı:
Cam kırık
—Unutmak istiyorum günün alnında ölümü—
Geceye susan katı yalnızlık, içimdeki dağın kuşları...
Bir zaman efkarında soluyor rüzgarlı kavuşumlar;
Veda, tozlu bir gölge,
özlem intiharı kuşandığında.
Sessiz Kül
Gözbebeğimin uyku atlarıyla aldatılmış,
yorgun bir dilsizim;
aşkın tortusunda kaç bahar sabrı,
upuzun is gibi savrulan...
—Irmaklar yıkarken yaralı kuşları savrulacaktık—
Güneşin ağlayan dallarına koşuyorum,
ey gözlerimi ısıtan ateşin külü!
Kırık bir kekliği parmaklarıma getiren yol çağrısı...
Düşler besledim;
ışıltı bıçakların rüzgar yiyen alazında hüzün benim küçük çocuklarım.
Gidenler, gelenler derken,
Suskun Köz
uslandım artık;
gecenin hırkasında tanıdım korkuları.
Biraz daha yağmur, biraz daha sükun...
Solgun Zambak
Kuşların közlerin uykusunda,
dev uçurumlara kanayan bir gül gibi ıslanalım.
5.0
100% (15)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.