7
Yorum
26
Beğeni
5,0
Puan
483
Okunma

Şsst, sessiz olun !
Bir yağmurun sesiyle ve
Ter döken yaprağın alnıyla yoğruluyorum;
Sarkaç uykusu, uyanış...
Kirli bir ayakucu sancım.
Soğuk avuntuların kendir düşleri;
kuytu çöl,
Öyle kuzguni yol...
Dilsiz kuşların dansında içimin kırağı alfabesi.
Zamandan arındırıp kalabalığı,
dizlerine oturuyorum dünyanın.
Lâl coğrafya...
Eşik.
Her kanat çarpıntısında aşkın hârı omuzlarıma karılmış;
Biliyorum,
Kentler çınlıyor kızıl güneşin alnında.
Göğsümden geçmeden daha,
çatlıyor adımlar;
Bu yolculukta bu soluğu,
’sus’ çığlıkla yürüyorum.
Saklı tutulan kapı gibi...
Döndür yüzümü denize;
Uykumun ardından görmek:
Kıyı ağaçlarını, karanlığın gülüşünü ve
Penceredeki saksıyı...
Sabır hamlesi,
Rüzgarla bir dolandığında bacaklarıma;
Düşün, düşün ki:
Sesimi dolduruyorum avuçlarıma.
Parmağımı değdirdiğimde toprağa,
kelimelerim uzanıyor ruhumun odasına;
İçimdeki çocukla rengini çizip hayatın ve gölgelerin...
Sahi, bu yüzden
Bazen kavga eder gibi seviyorum;
Alevleniyor kızıl ateş.
—Bu yıldızları kim koydu gözümün ilişiğine—
Sönmesin ışık göğün ki;
Nabzımın nakışında gecenin yarası...
Buralar bildiğin gibi değil;
Gel ve gör/me bu arsız cehennemi !
Ellerimi sıkı tut çocuk;
İs üstüne is büyüyor.
5.0
100% (11)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.