10
Yorum
37
Beğeni
5,0
Puan
458
Okunma

Yalnızlığa bir adım geldim
o beni uçurum saydı
belirsiz
mühürlü
kök
öbek öbek b’ağlanan hüzünlerin
kalp çekirdeğinde ateşten zerre
buz sarkıtı dağların
sırlanmış sesinde karanlığın nefesi
aydınlık kopmalarla bükülür;
günlerin boyu yokuşlara asmaklı
pencerede kızıl fener
bir gece doğumu gölgeli
batmaların...
kırılgan
tiz
pus
harflerin düş kırığına bak hele
sobeliyor mumdan a/yazımı
solgun
sessiz
yitik
kanatlı bir sel gibi kıyılarıma çarpıyor
g/enleşen yaraya, tariften azade dönüyorum...
Üşüyorum
yuvalanan bir sıcağın ten kuytusuna
k/an emen duş şemsiyesi altında
kristal taneler...
dilsiz
derin
sızı
Zaman, deri değiştiren bir yılanın sabrıyla
sıyırıyor üstümden dünü;
sırlanmış bir camın arkasında,
hüzmeyi yanlış kıran prizmanın sancısıyla
savrulurken anılar,
boşluğun akustiğinde yankılanan tek şey
kendi nabzımın aşınmış çarkları,
tekdüze vuruşu.
Çatlayan bir zarın içindeyim;
kördüğüm
tükeniş
eşik
Işık dışarı sızmıyor,
geriye kendi merkezine göçen,
dilsiz
kör nokta kalıyor
....
5.0
100% (22)