0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
14
Okunma
Seni sevmek
bir düşüş değildi,
yerçekiminin yön değiştirmesiydi.
Her şey aşağı inerken
ben sana doğru yükseldim.
Adın, içimde
kimsenin bilmediği bir odanın kapısı gibi.
Açtıkça çoğaldım,
kapattıkça eksildim.
İnsan bazen
gitmeyen şeyle sınanır.
Sen gitmedin.
Sadece şekil değiştirdin içimde.
Şimdi biri bana dokunduğunda
tenim değil, hafızam ürperiyor.
Çünkü bazı izler
deride değil, zamanın içinde kalır.
Unutmak mı?
Unutmak bir eylem değil.
Sadece hatırlamanın yorulmuş hâlidir.
Ve ben…
yoruldum belki
ama senden düşmedim.
Çünkü sen
içimde bir ağırlık değil,
bir boşluk oldun.
Ne taşıyabildiğim
ne de bırakabildiğim bir boşluk.
Bazen kalabalık bir odada
bir tek sen eksik olursun
ve o eksik
bütün sesleri susturur.
Ben sustum.
Ama içimdeki sen
hiç susmadın.
Bir gölge gibi değil,
bir nabız gibi varsın.
Attıkça beni hatırlatan,
durdukça beni korkutan.
Belki de mesele
seni kaybetmek değildi.
Mesele,
seninle değişmiş hâlimi
geri alamamaktı.
Çünkü insan
birini gerçekten sevdiğinde
eski ağırlığını kaybeder.
Dünya aynı dünyadır
ama ayakları yere değmez artık.
Ben hâlâ
yerçekimsizim.
Ne tamamen yere aitim
ne de göğe.
Arada bir yerdeyim;
senin bıraktığın yükseklikte.
Ve biri bana
“geçti mi?” diye sorduğunda
gülümsüyorum.
Geçmedi.
Sadece şekil değiştirdi.
Artık canımı yakmıyor belki,
ama içimde dönüyor.
Bir gezegen gibi.
Yörüngesini terk etmeyen.
Ve ben…
herkes aşağı bakarken
hâlâ sana doğru düşüyorum.
Yerçekimsiz.