3
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
69
Okunma
Bir soğuk gecede kaybettim ben çocukluğumu.
Adını kimsenin sormadığı bir yalnızlığa
bıraktım oyuncaklarımı.
Duvarlar uzundu,
sesim kısaydı o zamanlar.
Yalnız ve yapayalnız kaldığım koridorlarda
bir hüzün biriktirdim,
kimseye fark ettirmeden.
Ayak seslerim bana bile yabancıydı,
her kapı biraz daha suskundu.
Kaldırımlarda başıboş yürüyüşlerimde
kayıp olan hayatıma baktım;
cam vitrinlerde yansıyan
yarım bir yüz gördüm.
Hüzün kokan bakışlar arasında
kendimi tanımayı öğrendim.
Gece, omzuma erken çöktü,
sabahlar geç geldi.
Gülüşlerim büyümeden yoruldu,
umut dediğim şey
hep cebimde buruşuk kaldı.
Ama yine de yürüdüm,
çünkü durursam
geçmiş yetişecekti bana.
Adımlarımda eksik bir çocuk,
kalbimde fazla bir sessizlik vardı.
Bazen bir kahkaha duysam
irkilirim hâlâ,
sanki bana ait olmayan
bir hatırayı çalmış gibi.
Çocukluğum başkasının hayatında
mutlu yaşıyor sanırım.
İnsan erken büyüyünce
kimseye tam sığamıyor.
Ne geçmişe dönebiliyor
ne bugüne alışabiliyor.
Hep biraz arada,
hep biraz dışarıda kalıyor.
Sevgiye temkinli yaklaştım bu yüzden,
çok bağlanırsam
bir daha kaybolur diye korktum.
Bazı geceler
kendime bile sarılamadım,
ellerim küçüktü,
yüküm büyüktü.
Ama öğrendim zamanla:
İçimdeki o üşüyen çocuk
ölmemiş.
Sadece susmuş,
beklemiş,
bir gün biri fark eder diye.
Şimdi bazen
aynı soğuk gecelerde
ona battaniye oluyorum.
Adını koyamadığım bir şefkatle
kendime bakıyorum.
Çünkü
çocukluğunu kaybedenler
ya kırılır
ya da
başkalarının yaralarını sarmayı öğrenir.
Ben ikisi de oldum.
5.0
100% (6)