4
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
56
Okunma
Bir rüzgâr esiyor içimde
adı aşk değil artık,
adı yara.
Her geçtiği yerde iz bırakıyor,
her sustuğum cümleyi
kanatıyor yeniden.
Seni sevmek,
bir şehrin bütün sokaklarını
gece yarısı tek başına yürümek gibi…
Işıklar var ama ısıtmıyor,
insanlar var ama anlamıyor.
Ve ben,
her adımda sana biraz daha
yaklaşıp
biraz daha senden uzak düşüyorum.
Atilla İlhan’ın karanlık sigarası gibi
yakıyorum içimi,
dumanı gözlerime doluyor
adınla birlikte.
Bir mavi var içimde,
deniz değil—
boğulmak.
Bir isyan var,
bağırmak değil—
içten içe çöküş.
Cemal Safi’nin kalbinden düşmüş
bir ah gibiyim şimdi;
sana yazılmış
ama sana ulaşamamış.
Sevmek böyle mi olmalıydı?
Bu kadar yanarak,
bu kadar susarak,
bu kadar kendimden vazgeçerek?
Rüzgâr geçiyor saçlarımdan,
sen sanıyorum.
Gece omzuma dokunuyor,
sen sanıyorum.
Bir anlık teselli bile
kandırıyor beni.
Meğer insan,
en çok
sevdiğine benzeyen yokluklara
sarılıyormuş.
Yüreğimde bir mahkeme kurulmuş,
hakim sensin,
sanık yine ben.
Suçum:
çok sevmek.
Cezam:
sensizliğin müebbeti.
Ey hüzün!
Ne çok yakıştın bu aşka.
Rüzgârın diliyle konuşup
kalbimi delip geçen
o soğuk, o keskin sesinle
beni bana düşman ettin.
Ama bil…
Bu yürek
bir kez daha parçalanacaksa
yine senin adınla olsun.
Çünkü bazı aşklar
mutluluk için değil,
insanı yıkıp efsane yapmak için
yaşanır.
Ve ben,
şimdi o rüzgârın tam ortasında
dimdik duruyorum.
Canım yanıyor evet…
Ama hâlâ
seni seviyorum.
5.0
100% (1)