2
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
134
Okunma
Aşk dedikleri
yalnızca yakmak değilmiş meğer,
bazen küllerin arasından
gül kokusu çıkarmakmış.
Ben seni öyle sevdim;
acıdan romantizm devşirdim,
yaramı öperek çoğalttım.
Sevdim…
ama narin bir masal gibi değil.
Can Yücel’in sesiyle konuştu içim,
sert, dürüst, yalansız.
Yine de geceleri
adını fısıldarken
bir çocuğun kalbiyle titredim.
Çünkü aşk,
en sert adamın bile
sesini yumuşatır.
Yüreğimde açtığın yer
bir yaradan çok
bir pencere oldu zamanla.
Oradan sızdı ışığın,
oradan öğrendim
karanlıkta bile
birinin var olabileceğini.
Ömer Hayyam haklıydı belki;
dünya geçici,
ama sen
içimde kalıcıydın.
Sana bağımlıydım, evet,
ama bu bir esaret değildi.
Bir şehre alışmak gibi,
bir sokağı ezberlemek gibi…
Gitsem kaybolurdum,
kalsam yanardım.
Ben yanmayı seçtim.
Çünkü bazı aşklar
insanı yakarak
güzelleştirir.
Gece oluyor,
yalnızlık yine yanıma geliyor.
Ama bu kez masada
iki kadeh yok.
Bir sen varsın,
bir de hatıran.
Ve inan,
en sarhoş edici şey
senin gülüşünü
hatırlamak.
Aşkın en acımasız yanı
insanı kendinden vazgeçirmesi değil,
kendisini daha derinden tanıtması.
Ben senden vazgeçmedim,
kendimi seninle buldum.
Bu yüzden acı bile
romantik bir ağıt oldu içimde.
Şimdi sorsalar
“Yine sever miydin?” diye,
Ömer Hayyam gibi gülerim:
Bir ömürlük yanacaksa kalp,
en güzel ateşte yansın.
Ve Can Yücel gibi söylerim:
Sevmek ayıp değil,
kaçmak ayıp.
Ben kaçmadım.
Adını kalbime yazdım
ve altını çizdim.
Çünkü bazı izdiraplar
acıdan çıkıp
aşka dönüşür.
Ben seni
bir yara gibi değil,
bir şiir gibi taşıyorum içimde.
Geçmez bu bağımlılık,
ama dert de değil artık.
Çünkü insan
bazı sevgilerle
eksilmez…
derinleşir.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.