4
Yorum
34
Beğeni
0,0
Puan
579
Okunma
Kendi uçurumunu doğurdu şafak;
ağzında kan tadı,
boynunda kanaviçeden bir ilmikle.
Düğümü hıçkırıkla atılan her dans
dilsiz duvarlarda.
Nefesim kimsesiz rüzgâr;
Nereye üflesem orası gurbet oluyor.
Hele ki sevdasız dönüşlerin soğuğu,
Puslanır rayihası en mağrur erguvanların.
Kabarır her vaktin hırçın okyanusu,
Ve dahil olur göğün feryadı.
Öylece salınır boşlukta her şey;
Zira evrenin kuytusuna sarılmış
muhabbet fırtınası.
İsli aynalarda karanlığın teri;
damla damla sükût.
Bir susku teli kıyamet...
Ah benim sonsuz uykumun düş rüzgârı,
Kadife bir esintide gece, dipsiz bir vaha.
Göz kapaklarımda nar aynası,
Islatır nefesimi kuş uzunluğunda.
Zerre toz barınmaz boşluğun çizgisinde;
Işığından yudumlarım ey kor,
yaslı yangın.
Bir kuyu ve toprağa gömülmüş sesler sızar derinden,
Koparırlarsa göğüm özünden...
Bulantılar mahşeri, kararsızlık çıkmazında
buz kesiş.
Issız ruhuma çadırlar kuran yâr;
Kurak semamda kelimelerin o kıpkırmızı meyvesi.
Zemheride demlenen yarınlı bahar...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.