6
Yorum
34
Beğeni
5,0
Puan
442
Okunma

Sunağımda
kanat çırpar binlerce kızıl kanat,
Hani o kör kuyuların en dibindeki su serinliği...
Çorak bir ömrün ortasında güne uyanan bir ayçin,
Bir yaban gülünün direnciyle fışkıran,
O taze sürgün, o heves;
Bak
Kıblegahım.
Haritası çizilmemiş,
gidilmemiş ülkelerin mülküdür yüzün,
Ateşin sülbünde boy
Aynalardan süzülen lâv kök...
Kekre bir salkım gibi ağzımda
Gökyüzüne kök salmış çınar,
Bir lisan-ı hâl,
Ne söze sığar, ne Hacer’e.
Bir ney sükunetiyle gerilen o dal,
En uzun kışın rahminde saklı bahar;
Parmak uçlarımdan süzülen her damla
Zamanın kalbine vurulan çentik.
Zaman bir tül,
Güneş secdede,
Vuslat;
Avucunda közlenen o simhab.
Karanlığın kalbinde harlanan gökçe ışıltı,
Uçurumun kıyısında görülen en rüya;
Dünya uykudayken,
şehirler yamalı bir hırka gibi sırtımızda...
Kendi içindeki şebçerağı bulanların,
Tenhadaki o gizli meydanı;
Orada kurulur hilesiz,
Berrak dünya.
Gurbet sitemiyle yoğrulmuş bembeyaz boşluk,
Işığın gölgeyle cenge tutuştuğu kılıç sırtı...
Gözdeki toz silinir,
Sözün boğazda düğümlendiği an,
Şafak sökmeden hemen önce;
Rüzgar bir sır,
Açılsın o maya sofra,
Sussun dünya
....
5.0
100% (17)