4
Yorum
30
Beğeni
5,0
Puan
506
Okunma

Şu benim afaka açılan pencerem,
Düşümün su’s kuşları;
Büyüdüğüm kuytularında bakışının ay tozu.
Işıltılı sabahın eşiğinde uyanık rüya,
Göğün ipek tülüyle çiçeklenen nar vakti.
Ruhun salkımında taze bir mühür
mısraları harlıyor.
Karanlık, eteğini topluyor taşların çıplak uykusundan,
Dem, tesbih gibi dağılırken çayın buğusuna.
Uyanıyor zerrelerin gölgesi;
Masada bardak, kumru ve dünya...
Kâinatın bütün telaşı
küçük bir gaganın ucunda susuyor,
Suda hüzünlü bir yaprak gibi
Secd-i nâmenin gölgesini içiyor.
Maviyim,
Ürkek bir kanat çırpınışta;
Efsunlu eşikte rüzgâra savrulmuş iklimim.
Bu karanlık vakit, cilveli bir hayale bürünmüş
Yaslanıp dizelerin yüzüne düşüyorum.
Vakit bir mum dili şehrin,
Bir tutam umut.
Şiir tellerine asılı kızıl yaprak ve
nehirlerin feri;
Geceye dönük bir çehre sağanağı bu.
Ayalarına nakışlanmış yağmur tohumunda
baharı tanıyorum;
Tenimin çizgilerinde ayna hattı,
Uykularımın muştusu.
Ey lisanımın nemli sızısı,
Kaderin bozkırında bir kehribar sinesi;
Kirpiklerinde asılı bir zühre,
Yürür adımlarına derinliğin
Söke söke heceleri
....
5.0
100% (11)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.