11
Yorum
35
Beğeni
5,0
Puan
458
Okunma
toprağın kabaran benzinde
bir türküydü,
ağır ağır bulutlarla
odalara inen.
sesiyle oyalandığım mevsimlerin belçimli bayırlarını ölmeyi istemedim;
üstelik, aklımın fırtınasında rüzgâr ıslığı...
dağılan bahçeler siyahın kadifesinde,
gün ortada dolanırken
açık pencerelerden
girdi içeri ansızın akşam
akşam, gurbetinden ürktü
sis aynasındaki kırılmadan.
avucumda su,
dilimde yalnızlığın yaralı kuş’u.
zaman, sırrına dokudu beni.
görünen kuytulardı,
geçip gitti hüzün çarmıhıyla tenhalığa.
kim kimden koptu,
kim önce giyindi?
nasıldı yolu ötekinin?
sessizliği dildeledi.
Olsun.
karanlığından çıkmamış günışığı, mutlak bahar...
gamzemde, gölgeli çocukların sevincini üzümler.
şu sabırla uyandığım sabahın ağaç altı kır’ı...
ah Seran,
ah evvelimin çocukluğu,
beni burada unuttun.
birdir bir oynarken hayaller,
tavan arası terliklerle koşuyorum
kaybolan uçurtmalara,
ölü toprağın yeşil ağrısına.
bir sel atıyor topuğum:
bir sel,
bir umut,
bir sabah...
uyanıyor içimde Seran’ın sesi.
kapıda mavi çıngıraklar,
yorgun çayırların yürüyen suyu,
ıslanan güneş.
neresi orası?
....
5.0
100% (15)