6
Yorum
18
Beğeni
5,0
Puan
159
Okunma

Kim fısıldıyor bu asılsız söylentiyi,
kim yakıştırıyor bana şairin o ağır gömleğini?
Ben ne bir mısra kuruyorum
ne de bir kafiyenin peşinde yoruluyorum.
Ben sadece,
avuçlarımda senin ellerinden kalma bir duayı taşıyor;
Saçlarının her kıvrımında, bir ömrün en huzurlu uykusuna dalar gibi geziniyorum.
Gözlerine baktığımda ise, kelimeler çoktan intihar etmiş oluyor;
orada sadece bir sessizlik, bir sonsuzluk başlıyor.
Ayın o solgun ışığına gönlümün en mahrem sırlarımı döküp serenatlar yaparken,
güneşin ilk hüzmesiyle ruhumun en kuytu köşelerinde seninle dansa duruyorum.
Mevsimler mi?
Onlar, senin adının geçmediği takvimlerin masalıdır.
Benim evrenimde tek bir takvim var
ve o her sabah seninle, o değişmeyen, o ebedi ilkbahara uyanıyor.
Deniz kıyısında, tuzun ve yosunun kokusuna karışan o demli çayın buğusunda, sadece susarak konuşuyoruz biz.
Kim çıkarıyor şiir yazdığımı?
Ben seni yazmıyorum ki...
Ben seni, vaktin en dar geçitlerinden geçirip ruhumun en derinine,
bir gergef gibi ilmek ilmek dokuyorum.
Seni kağıda dökmek, senin o tarifsiz ışığını siyah bir mürekkebe mahkûm etmek benim ne haddime?
Ben sadece, seninle olan o uçsuz buçaksız manzarayı içime çekiyorum.
Şiir dediğin nedir ki?
Ben, seni bizzat yaşıyorum.
5.0
100% (7)