5
Yorum
47
Beğeni
5,0
Puan
605
Okunma
Kirpiklerinde asılı bir çelim damlası,
Kanatılmış bir gül,
Avuç içiyle beslenen yakarış.
Yurdun nemli toprağından yükselen ağıt,
İçime bağıran kırk yılın ric’atı ve zevali.
Kehribarî gece çökerken İstanbul’a,
Beyaz öğleden kalma bir tortu susar masada.
Ay kızı, çatlamış aynada silik bir efsane,
Ve şiir: aşkı kurşunla kazımaya çalışan el.
Bir testiden sızar gibi hayat, ağır ve eksik,
Nan gibi katı, boğazda kalan yoksunluk.
Sıradan akşamların efkar dumanında,
Dünya, zinciri düşen bir forsa gibi kapıya sarkar.
Mavi sabahta aç kuşların çığlığı,
Araf’ın ala suyuna karışan ilenme.
Seferde ricâller, adım adım yükselen ses,
Her kiraz toprağa düşen suskun adak,
Her bakış nişan almış sessiz bir avcı.
Sanat, çenginin eteklerindeki köpük misali,
Güneşe değemeyen, hep onu arayan mahsûn.
Yarın, kıyametin belirsiz soluğu gibi,
Ve yıldızları delip geçen, fezada atılmış ok.
İçimde bir şey var, çözülmeyen giriftlik,
Bu kelimelerle örülmüş kırık bir hüzün.
Şiirde sönmüş mum gibi kalarak,
Düştüğüm yerden yeniden doğmaya inanırım.
....
5.0
100% (18)