10
Yorum
45
Beğeni
5,0
Puan
597
Okunma

Yıldız karanlığının şavkında,
Göğe çizilmiş silgili bir haritadan
yırtılıp boşluğa düşüyorum.
Orada çengi kıyamet
ve birkaç damla yaş,
volkan telaşında.
Gün, çıplak sesiyle
kulak zarımı lime lime yırtıyor.
Bir umudun gözlerinde biterken,
zaman, ayak izlerimle seksek oynuyor gölgemde.
Düş soluyorum,
savaşıp
ve sona yaklaşıp
kucaklıyorum her şeyi.
Dün adımların aklıyla kaybolup
adreslerimi buluyorum
çocukluğumun sus pus köşesinden
topluyorum sessiz bebeklerimi.
Ellerim bir kıyam sabahı saçlarımı dağıtıyor,
buna hep inanıyorum.
Sis, letaif perdelerinden süzülürken, mavinin kalbiyle,
gökyüzü, bir kuş kalabalığında
dilimin bağını çözüyor.
Duyuluyor sesim,
iki avucumun arasında
sidre dallarına tutunmuş ruhum,
avuç içlerimde yol.
Bakarsanız görürsünüz,
aynalar doğruyu söylüyor.
Bir yudum sessizlikte
büyürken içimde gölgeler,
ki
taze çiçek gibi
sarmalıyorum her düşü.
Ölmemeli çocuklar,
ölmemeli hayaller.
mavinin koynunda balkon sefası,
biraz hüzünlü bir sohbet.
Düşünüyorum bunları,
martılar selamlıyor
her fırtınada beni.
Çünkü ben
dünyaya inanırım,
çocuklara,
külümden doğarken sessiz bir sûr gibi,
umuda üflüyorum yeniden kendimi
....
5.0
100% (20)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.